Kategori: Sağlık

  • Fibromiyalji Değil Lupus

    Fibromiyalji değil lupus olabilirsiniz. Lupusla tanışma hikayemi sizlere anlatırken, lupus nedir, neden olur sorularına hiç girmeyeceğim. Çünkü djital bilgi size fazlasını sunuyor nasıl olsa.

    Beş yıl önce fibromiyalji adını ilk kez duydum, ama hiç fibromiyalji olduğumu içime sindirememiştim. İçimdeki ses ; bunun altından bir şey çıkacak diyordu hep. Nitekim öyle de oldu.

    Yaklaşık beş yıl o dayanılmaz ağrıları çektim. Sonrasında teşhis konuldu. Lupustum. Lupus diyebilmelerinin sebebi, belirtilerin netleşmesiydi. Önceden sadece dayanılmaz ağrı çekiyor, ayakta fazla duramıyordum. Hatta yirmi dakika bile bir işle meşgul olamama gibi sorunlar yaşıyordum. Zevkli meşguliyetler bile eziyete dönüyordu. Sonra yüzümde kocaman kırmızı lekeler çıktı. Saçlarımın aniden tepemden dökülmesi doktorların kafa karışıklığını gidermişti. Hatta lupus teşhisi bende buruk bir sevinç bile oluşturdu. Çünkü artık hastalığımın ne olduğunu biliyordum.

    Doktorlardan bazıları, önceden psikolojik bile demişlerdi. Öye ya, tüm tahliller normal olduğunda neden amansız ağrı çeker ki insan! Fizik doktorları fibromiyalji dediler, ben de inanmış gibi yapmıştım.şimdi düşünüyorum da belki de fibromiyalji diye bir hastalık yoktur bile.

    Fibromiyaljinin, lupusun ön ayak sesleri olduğunu düşünmeye başladım artık. Çünkü fibromiyalji, lupusun keşif kolları gibi geliyor bana… Bende o lupus benekleri, saç dökülmeleri olduğu için anlaşıldı. Fakat herkeste olmayabilir. Yani lupus yıllarca sinsi sinsi ağrı yaparak rahatsızlık verip pusuda kalabilir, hatta hiç ortaya çıkmaz. Hayat kalitemiz en az yarı yarıya azalır ve biz hiç bir teşhis ve tedaviden sonuç alamadan yaşarız.

    Çoğu hastalıkla benzer özellikler gösterdiği için doktorların kafasını karıştıran, ”lupusa, fibromiyalji perceresinden baktım. Hani o ilk belirtiler vardı ya yaklaşık beş yıl önce yaşamıştım. Sırtımın tam ortasında ki o tek nokta ağrısı!Onu hiç unutmayacağım. Yaşadıklarımı size şöyle özetleyebilirim;

    FİBROMİYALJİ DEĞİL LUPUSMUŞ

    Neredeyse beş yıl oluyor, ilk belirtiler:

    • Belde gezen ağrı. Ağrının evi tek bir noktada. Tek bir noktada kasta aşırı acılı ve geçmeyen ağrı yapıyor ve sırtımda geziyor yine aynı noktaya geri geliyor. (Geçmeyen ağrı derken gerçekten geçmiyor. Sabah en zirve yaptığı zaman, gezinince biraz nefes aldıran cinsten.)
    • Uyku ile dinlenemiyor, yorgun uyanıyorsunuz.
    • Hiç bir aktiviteye katılamıyor, (Hatta 20 dakika mutfak işleri bile beni üç gün yatırıyordu.)
    • Teşhislere güvenememek de ayrı dert. Bir gün daha kötüsünü duymaktan kokuyor insan.
    • Hep yorgun, ümitsiz, korku ile yaşamak. Bu nereye gidecek korkusu.
    • Çevreniz hatta kendi yakın çevreniz tarafından da anlaşılamamak…
    • Doktorların psikolojik demesi ve doktor güvensizliği başlaması…
    • Gereksiz bir çok ilaca maruz kalmak…
    • Şifalı bilinen otlarda çaresizce teselli aramak…
    • Pahalı doktorlara çok para harcamak. Sonuç alamamak…
    • Günlük hayatı bozacak kadar yaşam kalitenizin düşmesi…
    • İşten istifa etmek zorunda kalmak… bunlardan bir kaçı.

    Belim ağrıyor demek ne kadar da genel bir ifade. Karşınızda kim olursa olsun önce şu cevapla karşılaşıyorsunuz. ” Aaa bende de var o , çok kötü bilirim o ağrıyı. ” Nereden bileceksin diyorum içimden. Bu ağrı coştuğunda yaptığım şeyi anlatayım da ne demek istediğim hakkında fikir oluşsun. Tek nokta, omurganın tam yanı, yumuşak doku, sıradan bir yer, o tek noktada ağrı başladığında ; 3 cm kalınlığında ahşap doğrama tahtasının köşesiyle sırtımdaki ağrı noktasına en az 15-20 dakika uyuşana, hatta çürüyene kadar vurduruyordum.Yanlış okumadınız vurduruyordum. Biraz uyuşuyor gibi oluyordu. Sadece orayı uyuşturuyordum. Biraz değişiyordu ağrı. Kesin olarak biliyordum ki tekrar gelecek!… Sanırım biraz fikir oluşmuştur çektiğim ağrı ile ilgili.

    Fizik doktoruna kendim söylemiştim önceden ” fibromiyalji miyim” diye. Doktor teşhise yazmış fibromiyalji. Hiç bir tahlilde çıkmayan bu hayalet hastalıklar doktorların elini kolunu bağlıyor. Nereden bilebilirler ki. Sanki fibromiyalji lupusun anne karnındaki gelişmeyen ikiz kardeşi…

    Ağrılarınız var ve doktorların bir kısmı fibromiyalji veya bir çok başka bir şey olabilirsiniz diyor. Sonra ne oldu devam edeyim.

    fibromiyalji-degil-lupus
    Lupus Belirtileri

    HOŞ GELDİN LUPUS

    Kendimi fibromiyalji sanıyor ve doktor doktor geziyordum. Ta ki yanaklarımda ve kaş üzerlerinde kırmızı şişlikler oluşana ve saçım bir anda dökülene kadar. Doktorların kafa karışıklığını bu belirtiler giderdi. Teşhisim % 98 lupustu. Fibromiyalji değil lupus olmuşum.

    Tam tepenizde avuç içi kadar alanda saçlarınız bir anda döküldü ise, yüzünüzde de kırmızılar çıktıysa, doktorlar bu fibromiyalji değil lupus diyebiliyor.

    korkunç, çünkü ölümcül bir hastalıktır lupus. Sistemik lupus eristematoz ramatolojinin yetkisi olan farklı kan tahlillerinde çıkıyor. Yıllarca sinsi sinsi ilerleyip organ kayıplarına sebep olduktan sonra ortaya çıkıyor, teşhis edilebiliyor genellikle.

    Bu teşhis beni korkutmuş ve aynı zamanda biraz rahatlatmıştı. Çünkü ormanda gece bir yol bulmuştum sanki. Bir kaç ramatoloğa gidip kendimize yol çizdik. Dermansız lupusla nasıl yaşayacağıma dair.

    Şimdi ömür boyu kullanacağım ilaçlarıma başladım. Kırmızılıklar biraz hafifledi. Saçlarım da bir kaç ayda çıkmaya başlayacakmış. Şükrediyorum. Daha kötü bir sürprizle karşılaşmadığım için.

    SLE olan milyonlarca insan var. Yavaş yavaş organları bitiriyor. Çok kötü bir hastalık. Bana sorarsanız kanserden bile daha kötü. Tedavisi yok çünkü. Tıp o kadar ilerledi sanıyordum. Aslında bu alanda tıbbın eli kolu bağlı. Sebebi beli olmayan bu hastalık pençesinde insanlar, yavaş yavaş eriyor. Tüm kalbimle hepimize şifa diliyorum Allahtan. İnanıyorum ki bir gün çaresinini bulacaklar. Kafası karışan savunma sistemimizin aklı başına gelecek.

    Buradaki bağlantıya tıklayarak sistematik lupus eristematoz un dünyadaki ümitlendirici araştırmalarına gözatabilirsiniz.

    Buraya tıklayarak da sitemizin sağlık bölümündeki ilgi çekici yazılarımıza bakabilirsiniz.

  • Böbrekler Kendini Yenileyebilir mi? : Kök Hücre

    Böbrekler Kendini Yenileyebilir mi? : Kök Hücre

    Böbrekler kendini yenileyebilir mi ? Eskiden beri böbreğin kendini yenileyemeyen bir organ olduğunu sanıyorduk. Gelişen teknoloji ve tıp bilimleri sayesinde yeni bilgiler keşfedilmeye başlandı. Bu sayede bilim insanları böbreklerin kendini yenilemesi ve kök hücre konularını farklı yönlerden ele aldılar. Daha derinlemesine incelenen ”Böbrekler kendini yenileyebilir mi” sorusuna artık olumlu cevaplar verebiliyor bilim adamları. Vücudumuz kendini yenileme konusunda sandığımızdan daha başarılı. Hayati organlarımız da dahil, fırsat verdiğimizde kendini onarabiliyor. Fırsat derken stabil ve stressiz bir hayat yaşamak gibi…

    Böbrek ve akciğerler en hayati organlarımızdan ikisi. Yazılarımızın sağlık bölümünde akciğerlerin temizliği ile ilgili faydalı bilgiler bulabilirsiniz.Örneğin, akciğer temizliği yapmaya gerek kalmadan ciğerlerimize iyi bakmak ve böbreklerin yenilenmesine gerek kalmadan da böbreklerimize iyi bakmak çok daha önemlidir. Hep deriz ya ” sağlığı korumak iyi tedaviden daha değerlidir.” Bakalım şimdi yeni gelişmeler ne diyor?

    ARAŞTIRMALAR NEREDE?

    İsrail ve Amerikalı bilim adamlarının araştırmalarına göre böbrekler bilinenin aksine kendini onarıp yenileyebiliyormuş. Şimdiye kadar kabul gören teori, böbreklerin yeni hücre üretiminin yetersiz olduğu yönündeydi. “Tel Aviv Şeba Tıp Merkezi Pediatrik Kök Hücre” birimi ile ABD’nin Stanford Üniversitesinin yaptığı araştırma hasta böbreğin kendini tedavi ederek eski sağlıklı yapısına döneceğini gösterdi. Araştırma fareler üzerinde de olumlu sonuç verdi. Peki şimdi bakalım böbrekler kendini yenileyebilir mi?

    Yüksek tansiyon ve şeker hastalığının başı çektiği bu böbrek dejenerasyonunda kimyasal atıklar da büyük paya sahip. Böbreklerimiz adeta kirlenen dünyanın tüm yükünü küçücük boyuyla sırtlamış gidiyor. Karaciğer de kendisine yardım ediyor tabi. Yine de üstesinden gelemiyor ve zamanla yozlaşıp bozulabiliyor. Çünkü dünyamız o kadar kirlendi ki… Yiyeceklerde minimal düzeyde de olsa tarım ilaçları var ve sofralarımıza biz istemesek de geliyor. Farkında bile olmadan vücudumuza aldığımız bu zehirler günden güne iç organlarımızı yıpratıp erken eskimesine neden oluyor.

    Başta böbrek ve karaciğer aşırı çalışarak bedendeki bu tanımadığı kiri atmaya çabalıyor. Karaciğer nisbeten kendi kendini yenileme özelliğine sahip olduğundan bu durumu telafi edebiliyor. Nitekim bir karaciğerin dörtte biri hasar almamış ise kendini tamamlayabiliyor. Fakat böbrek kendini bu kadar hızlı yenileyemiyor.

    Böbrekler evrimsel gelişimlerinde bu yeteneklerini neredeyse tamamen unuttu. Çünkü evrim, önceliği yaraların hızla iyileşmesini sağlayan pıhtılaşma özelliği gibi , hayati onarımlara bıraktı. Böbrekler öncelikten çıktı gibi bir şey oldu adeta.

    Zamanla kendini onarmayı unutan böbreklerimize bu yeteneklerini yeniden hatırlatmaya çalışan bilim adamları ümit verici gelişmeleri bizlere bildiriyor. Bu rejenerasyon sürecinde çok az sayıda bilim insanı olmasına rağmen ümit verici gelişmeler duyuluyor. Kök hücre konusuna bir bakalım.

    BÖBREKLER VE KÖK HÜCRE

    Böbreklerde yıpranmayla oluşan bu yozlaşma sürecini tersine çevirmeye (rejenerasyon) çalışan bilim insanları şunları fark etti. Anne karnındaki embriyonun ilk zamanlarında hücreler daha ayrışmadan herhangi bir dokuya ait oluşumu yoktu. Fakat her dokuyu oluşturabilme yeteneğine sahiptiler. Embriyonun büyümesiyle bu hücrelerde bulunan işlevsellik özelliği birkaç kök hücreye dönüşme ile sınırlı kaldı.

    Kaliforniya Üniversitesi Gelişimsel Biyoloji uzmanlarından Nigam, nispeten az sayıda sinyal verici molekül, ya da büyüme etmeninin böbrek gelişimini de denetlediğini buldu. Böbreklerdeki minik tüplerin gelişimini hızlandıran bu büyüme etmenlerinin böbreğin onarım sürecinde de etkili olabileceğini düşündüler.. Böylece bilim ekibi EMT adı verilen bu mekanizmal değişim sürecinin tersine çevrilmesiyle böbrekteki hasarın onarım ihtimali olduğunu düşündü.

    Nitekim zarar görmüş dokularda ” fibroplast” adı verilen yetenekli hücreler akın akın hasarlı bölgeye gidiyor ve yaraların iyileşmesinde temel bileşen olan ”kollagen” adı verilen bir protein salgılıyor. Onarım sürecini de böylelikle başlatmış oluyor.

    Bilim adamları bu zarar gören böbrek dokusunun da belirli bir oranda onarılmasının mümkün olabileceğini söylüyor. Bu kök hücreler , renal progenitör hücreleri, böbrek rejenerasyonunu sağlayabiliyor. Yapılan çalışmalar böylelikle böbrekteki hasarın kök hücre tedavisi ile geri çevrilebildiğini göstermiştir.

    Böbrekler kendini yenileyebilir mi? – Hayvanlarda Başarı

    Böbrekler kendini yeniler mi? Cevap: evet. İşte burada ülkemizde kök hücre ile böbrek tedavisini ispatlayan bir gelişme. Edirne’nin Keşan ilçesinde 10 yaşında golden cinsi Micha isimli sevimli köpek ilerlemiş yaşının da etkisiyle böbrek yetmezliği sorunu yaşadı. Micha’ya kök hücre tedavisi uygulayan veteriner hekim Mustafa akıncı, iki doz kök hücre uygulaması ile Micha’yı tamamen sağlığına kavuşturdu.

    böbrekler kendini yenileyebilir mi

    Böbrek

    Micha kök hücre tedavisi ile iyileşti. Bu araştırmanın, benim ülkemde başarılı olması ümit verici. İnsanlar üzerinde yapılan bir çalışma ile sağlığına tamamen kavuşmuş bir örnek göremedim. Fakat ileride yapılma ihtimali olduğuna bir kanaat oluştu.

    Diyaliz merkezlerinde sıra ile ölümü bekleyerek bağımlı bir yaşam sürmek zorunda kalan böbrek hastalarının sessiz çığlığı olması ümidi ile bu yazıyı yazıyorum.

    Umarım siz de yazımı okuyup beğenmişsinizdir. Aşağıdaki yorum yap kısmından kolaylıkla yorumlarınızı bana gönderebilirsiniz. Sayfamızın sağlık bölümünde benzer konularda ilginç yazılar bulabilirsiniz.

    Yorumlarınızla fikirlerinize ulaşmamıza destek verirseniz katkıda bulunmuş olursunuz.

  • AKCİĞER TEMİZLİĞİ

    AKCİĞER TEMİZLİĞİ

    Akciğer temizliği uzun yaşamın sırrı. Akciğerleriniz ne kadar temiz olursa o kadar uzun yaşarsınız. Eğer yaşadığınız yer bir şehir ise orada hava kirlidir. Havada ağır metal yüklü gazlar cirit atıyordur.

    Bir de sigara kullanıyorsanız! işte o zaman çamura düştünüz demektir. Velev ki, şehirde yaşayan insan sanki çamurlu yoldan geçiyor sadece ayakları çamur oluyor, sigara içen ise adeta o çamurun içine düşüyor. İşte akciğerlerinizin durumu bu.

    Akciğerleriniz temiz ise uzun yaşarsınız demiştim. Nitekim rakımı yüksek yerlerde yaşayan insanların akciğerleri daha temizdir. Bu yörelerde yaşayan insanların çok uzun ömürlü olmasının nedeni de budur.

    Eğer bir yaylada, medeniyete uzak bir köyde veya yüksek rakımlı yerlerde yaşamıyorsanız akciğerlerinizi düzenli aralıklarla temizlemelisiniz. Böylece egzoz gazlarındaki zararlı metaller, fabrika bacalarından havaya karışan karbondioksit serbestçe nefesimize giriyor.

    Sigara kullanmadığı halde neden akciğer kanserine yakalanıyor insanlar? işte bu yüzden. Sizin şimdi ” bizim buralarda öyle kirli havaya sebep olacak bir endüstri yok” dediğinizi işitiyorum. Sizden 50-60 km uzaklıkta bir termik santral olup olmadığına güncel bir haritadan bakın isterseniz.

    Akciğer temizliğine, yaşadığımız yer ve sigara alışkanlığımız sebebiyle çok ihtiyacımız var. Bu yüzden konumuzu akciğer temizliği seçtim.

    Akciğer temizliği yazımda sizlere akciğerlerinizdeki zararlı maddeleri dışarı atmanıza yardım edecek etkili yollardan bahsedeceğim. Böylelikle trafımızda kolayca bulabileceğimiz, ucuz ve bir o kadar da etkili bu maddelerle akciğer temizliğimizi kolaylıkla yapabileceğiz. Şimdi geçelim akciğer temizliğinde etkili maddelere;

    Akciğer Temizliğinde kullanılan besinler

    1. Öncelikle bol su içmelisiniz ve sigarayı bırakın ve endüstri kuruluşlarından uzak yerlerde yaşayın. Bunlarla birlikte ;
    2. Sarımsak haftada en az iki defa çiğ olarak çok etkilidir.
    3. Zencefil bu zararlardan kurtulmanızı hızlandırır.
    4. Yeşil çay kontrolsüz hücre oluşumunu durdurur.
    5. Keçiboynuzu akciğerlere detoks yapar.
    6. Üzüm çekirdeği akciğeri koruyan kuvvetli antioksidan sağlar.
    7. Tere sabah aç karna yendiğinde hızlıca etkisini gösterir, hemen öksürür ve balgam atmaya başlarsınız.
    8. Kekik göğüs tıkanıklığını açar.
    9. Siyah havuç öksürüğe iyi gelir akciğeri hatırı sayılır şekilde korur.
    10. Okaliptüs hırıltıya çok iyi gelir.( Kaynar suya yağı damlatılıp nefes çekilerek alınır.)
    11. Kereviz haşlaması akciğerlerde oluşabilecek hastalıklara karşı kalkan oluşturuyor.
    12. Sebze ve meyveli beslenme sigaradan, şekerden ve glutenden uzak bir doğal yaşam sürmek.

    Akciğer temizliği için farklı bir kaynaktan bilgi isterseniz buraya tıklayabilirsiniz. Böylece daha fazla bilgi edinebilirsiniz.

    Sayfamızın sağlık ve diğer bölümlerindeki yazılarımızı incelemek isterseniz de buraya tıklayın.

    Değerli yorumlarınızı bekliyorum. yazımı okuduğunuz için teşekkür ederim.

  • EŞEK SÜTÜ KREMİ

    EŞEK SÜTÜ KREMİ

    Eşek sütü kremi ile ilk kez, satıcının elime zorla sürmesiyle tanıştım . Ellerim o kadar yıpranmıştı ki, bir anda talaşlı deri dümdüz pürüzsüz oluvermişti. Hiç abartmıyorum. Anında cildim çorak toprak gibi kremi içti. dümdüz oldu.

    Eşek sütü kremi ellere ve yüze sürülebiliyor. Hem de gece ve gündüz ayrımı olmadan. Tam benlik. Çünkü, geceyi gündüz, gündüzü gece kullanarak işi batırdığım için fazla düşünmeyi gerektirmemesi benim için iyi oldu.

    Fuarda karşılaştığım bu eşek sütü kremini almadan uzaklaşıyordum ki…Yürüdüm, yürüdüm, baktım ellerime. Sonra döndüm geriye, ” ya sen ne sürdün böyle ne var bunun içinde?” dedim. ”Eşek sütü kremi bu ”dedi satıcı, içinde eşek sütü varmış. Aldım hemen hazine bulmuş gibi attım çantaya.

    Şimdi ellerime, yüzüme hatta boynuma sürüyorum, yumuşacık yapıyor. Dümdüz oluyor cildim. Sonra araştırdım, gördüm ki içindeki maddeler o kadar faydalıymış ki… Bu faydanın sebebi, eşek sütünün anne sütüne oldukça denk sahip olması bence.

    Gelin şimdi bakalım bu krem başka nelere iyi geliyor ve içinde hangi vitaminler var.

    Eşek Sütü Kremi Nelere İyi Gelir

    Bu sütte laktoz miktarı biraz fazla ama, A vitamini, B1 vitamini,B2 vitamini, C vitamini, E vitamini açısından oldukça zengin. İmmün sistem hastalıklarına çok iyi gelen bu sütün diğer bir olumsuz yanı, biraz pahalı olması. Bunun sebebi de dişi bir eşeğin bir günde ancak yarım litre kadar süt verebiliyor olması.

    Astım bronşit gibi üst solunum yollarının iyileşmesinde küçümsenemeyecek bir paya sahip olan değerli bir gıda eşek sütü. Kolon kanseri, sedef hastalığı, bağışıklık sisteminin güçlenmesi ve kemik erimesi, iyi geldiği hastalıklardan.

    Eşek sütü çiğ olarak kullanıldığında etkisinin çok daha fazla olduğu biliyoruz. Bu yüzden pişirilerek değil de çiğ olarak kullanılması tavsiye ediliyor.

    Üç yetiş kin eşeklerin portresi

    Kozmetik alanında ise, eşek sütü kremi, güneş lekelerinin giderilmesinde, akne, sivilce, yaşlılık izleri, kırışıklıklara iyi geliyor. İçinde D ve B vitaminleri ile omega3 bulunuyor. Güzelleşmenin arkasında da bu değerli vitaminler var tabi ki.

    Beni en çok ilgilendiren kısmı, kırışıklıkları gidererek yaşlanmayı geciktirmesi tabi ki.

    Çiğ olarak eşek sütünü bir pamuğa bandırarak cildimizi sildiğimiz taktirde sonuçlara çok ama çok şaşıracakmışız. Kullananlar öyle diyor. Öyleyse deneyelim ve görelim eşek sütü kremi neler yapıyormuş bakalım.

    Daha farklı bir yazıdan da bilgi almak isterseniz buraya linki bırakıyorum. Bakabilirsiniz.

    Sayfamızın sağlık bölümünde benzer yazıları bulabilir ve inceleyebilirsiniz. Örneğin; Atkestanesi kremini merak ediyor musunuz? Göz atmak için tıklayın.

  • ATKESTANESI KREMININ FAYDALARI

    Atkestanesi kreminin faydaları nelerdir size onu anlatacağım bugün. Bu mucize bitkinin çok fazla bilinmemesine şaşırıyorum. Neredeyse iyi gelmediği bir hastalık yok. Güzellik de veriyor. EE o zaman neden daha fazla kullanmıyoruz bu kremi? Ben atkestanesi kremiyle kas ağrılarım sayesinde tanıştım. Sevgili komşumun bana ’’ bu kremi sür çok iyi gelecek’’ demesiyle. Pek inanmasam da kırmamak için almıştım. İyi ki almışım. İyi ki beni bu kremden haberdar etmiş.     

    atkestanesi kreminin faydaları

    Atkestanesi Kreminin Faydaları Nelerdir?

        Güzellik ve kozmetik alanında da kullanıldığı gibi sağlık alanında da faydalanılan bir bitkidir. At kestanesi kreminin faydaları saymakla bitmez. Bunlara şöyle kısaca bir göz atacak olursak; Kan dolaşımını hızlandırarak cildin canlı ve daha sağlıklı görünmesini sağlar. Genç Cildi daha sıkı ve gergin yaptığı için gözenekleri kapatır. Eğer cildinizde damarlı bir görüntü varsa, veya kılcal damar varisleriniz varsa bunlara kısa bir süre sonra etki ediyor.

        Atkestanesi kreminin diğer faydası da eklem ve kas ağrılarını ciddi miktarda hafifletir. Yumuşak doku şişmesi ve bağırsak mesane sorunlarında kullanılır. Günümüzde bacaklardaki damar problemleri (kronik venöz yetmezlik) , ödem, hemoroid tedavilerinde kullanılır.

    ATKESTANESİVE KOZMETİK

         Atkestanesi kreminin faydalarını daha detaylı anlatayım. Mesela bu bitkinin içeriğinde bulunan apigenin sayesinde sarkan deri toparlanarak kırışıklıklar giderilir. Böylelikle yaşlanmayı da geciktiren bir yapısı vardır, üstelik damar üzerlerine sürüldüğünde kan dolaşımını hızlandırır. Kan dolaşımının hızlanması demek öncelikle beyin sağlığının korunması, kronik stresin ve yorgunluğun giderilmesi demektir. Bu sayede damar tıkanıklıklarını da önlemektedir. Böylelikle Romatizma hastalıklarına da iyi gelmektedir.

    Atkestanesi kreminin faydalarından biri de güzelleştirmesi. Ciltteki sivilce ve damarlı görüntüyü yok etmede etkilidir. Cildi güneşin zararlı etkilerinden korur, vücuttaki ödemi alır, yağı saça sürüldüğünde çok iyi gelir, dökülmesini engeller. At kestanesi kreminin faydaları yanında zararları da var. Bu bitki işlemden geçmeden tüketilirse çok ciddi sağlık sorunlarına hatta ölüme bile sebep oluyor. Çünkü içeriğinde ‘’ eskulin’’ adı verilen zehirli bir madde var. Bu eskulin maddesi DNA hasarına yol açıyor. Baş ağrısı, felç, mide bulantısı ile komaya sokabiliyor ve bu durum bazen ölümle bile sonuçlanabiliyor. Yani at kestanesini doğada bulduğumuz haliyle asla tüketemeyiz. Mutlaka işlemden geçmesi gerekir.

         Atkestanesi kreminin faydalarını çeşitli bitkilerle karıştırarak da artırmak mümkün. Nitekim bu kremin üretiminde bazı firmalar içine biberiye, sarı kantaron bitkisi, nane gibi bitkilerle etkisini daha da artırmışlardır. Kısacası bu sayede kullanım alanı çeşitlenerek, kolaylaşmıştır.

    Atkestanesi kreminin faydaları ile ilgili farklı bilgiler ve bakış açıları için buraya tıklayabilirsiniz. Sayfamızın sağlık bölümünde farklı konularda bilgilendirici yazılar için ise buraya tıklayabilirsiniz.

  • Ağrıların Sebebi Nedir? Ağrı Nasıl Geçer?

    Ağrıların Sebebi Nedir? Ağrı Nasıl Geçer?

    Nasıl geçer bu ağrı? Geçeceğinden ümidinizi kestiğiniz ağrılarınız mı var? Size hiç geçmeyecekmiş gibi mi geliyor. O halde bir bakalım Ağrıların Sebebi Nedir? Bir bakalım.
    Yalnız önce doktora gittiniz, tüm tetkik ve tahliller yapıldı sonuç alınamadı varsayıyorum.
    Öncelikle bu bir tedavi tavsiyesi değildir.

    Bazen sebepli, bazen sebepsiz başlayan ağrılar hayat kalitemizi olumsuz etkiliyor.

    Ağrı nedir? Aslında Ağrı vücudumuzun herhangi bir yerinde meydana gelen bir acil durum sinyalidir. Aksaklığı belli etme haber verme ve farkına varmamıza yardımcı olur.
    Bense size sadece yaşadığımı, yaptığımı ve sonucu anlatacağım, ağrı nasıl geçti? Haydi gelin başlayalım.

    Ağrı Nasıl Başladı

    Size önce ağrı ile nasıl tanıştım onu özetlemeliyim. Bir tetik noktadan çıkıp, dayanılmaz, inleten ve hiç dinmeyen ağrılarla tanıştım . Üstelik belirli bir yeri olmayan ağrılar 2017 de yavaş yavaş hayatıma girdi. Vücudunuzda gezen , sizi uyutmayan ,yorgun uyandıran, uykuda bile geçmeyen ağrılar ile bundan tam 8 yıl önce tanıştım. (2025 martta bu yazıyı yazdım.)

    Tabi nedenini bilmiyorum ve doktor doktor geziyorum. Gitmediğim fizik doktoru fizyoterapist, ortopedist kalmadı. Daha saymadığım bir çok dalda doktor gezdim. Bir yandan da internetten araştırıyordum. Bu arada fizyoterapiste gidip kupa ve kuru iyne de yaptırdım. Kısa süreli bir rahatlama sağladı tıpkı kaplıcaların yaptığı gibi. En fazla bir hafta rahat gibi ve sonra tekrar ağrılar başlıyordu.

    Bir fizik doktorunun çaresiz bir yüz ifadesi takınarak fibromiyaljiye uyan belirtilerin var demesiyle araştırmalarım bu yönde yoğunlaştı. Fakat her doktor farklı bir hastalık ismi söylüyordu. Miyofasiyel de bunlardan biriydi.
    Doktorların neredeyse hepsi beni ağrı kesici ile eve gönderdi. Ben doktorların benle ilgilenmek istemediğini , anlamadıkları için kurtulmak istediklerini düşünüp diğer tüm alakalı alakasız doktorları dolaştım. Sonuç aynı, hüsran. Ne bulduysam okudum araştırdım ağrılarla ilgili. Bir sonuca varamadım araştırmaya hep devam ettim.

    En az 3 aydan fazla süren ve geçmeyen ağrılar. Sabahları yorgun ve yoğun ağrı ile uyanmak, ki gezinince ağrının biraz kaybolması, aşırı yorgunluk, tahammülsüzlük. Huzursuz bacak sendromu, huzursuz bağırsak sendromu, uyku bozuklukları ve daha bir çok belirti bende ağrı ile birlikte vardı. Fibromiyalji mi miyofasiyel agrı mıydı neydi bu?
    Artık ağrılar dayanılmaz olmuştu.
    Büyükşehirlere gidip profesörlere göründükten sonra teşhis alıp bir takım ilaçlara ömür boyu olma şartıyla başlamıştık.hastalığın adını yazmıyorum. Merak edenler için buraya limkini bırakacağım. ilaçlara başladıktan sonra ağrılarımın geçeceğini yatışacağını ummuştum ama hayal kırıklığına uğradım. Ağrılarım da hiçbir değişiklik olmamıştı yüzümdeki kızarıklıklar geçti ve 3-4 ay sonra dökülen saçlarımın yerine yenileri çıkmaya başlamıştı ama ağrılarım da hiçbir değişiklik olmuyordu.

    Hastalık Neden Beni Seçti?

    Kişisel tecrübelerim ve bizzat yaşadıklarımın ışığında size neden bu hastalığın beni seçtiği hakkında oldukça gerçekçi tahminlerimi söyleyeyim.

    Öncelikle ben kendimden çok çevremi ,yani ailem, çocuklarım, kedilerimi düşünen biriyim. İşim , dahil bir çok etkeni hayatımın merkezine almıştım. Bu bir miktar doğru bir davranış gibi görülebilir. Yanlış şu ki; ben önceliklerimi gerçekleştirdikten sonra kendimi ihmal ettim. Ben hep listenin en sonundaydım. Sıra bana geldiğinde orada bırakıyordum. Savsakladım, işim bitti, dedim sıra bana gelince 🙁 işte en büyük hatam buydu! )

    Bu beden herkese koşup yetişti, ama kendine gelince sırtını döndü. Umursamadığım bedenim bana küstü. Evet ! umursamadığım bedenimi küstürmüştüm. Hiç dinlemedim ki onu! Herkes doydu ben yemeden doydum, herkes mutlu olunca ben kendini mutlu sandım, herkes gezmek istedi ben yorgunken bile gezmeye itaat ettim, herkes yetiş dedi ben yetiştim. Ama kendime geç kaldım.

    Şimdi

    Şimdi de nazlı hale gelen bu bedene kulak kabarttım. Sitemlerinde çok haklıydı. Su içmeyi unutur mu insan! yemek yemeyi ya da. Ben unuturdum hep. Yemek hazırlar, servisi yapar, hatta yemeği neredeyse bitirmelerine yakın, anca sofraya oturabilen ben, yorgunluktan, asla doymadan ve herkesi doyurmanın huzuruyla sarhoş bir doygunluk hissederek sofradan kalkardım. Nereye giderdim peki , çamaşır katlamaya, evi yerleştirmeye, ütüleri bitirmeye, bir yerleri silmeye … Bu tatil günümdü üstelik. Ve yarın tekrar mesai rutin işler ama ağır ve geç saatte biten işler..

    Sonuç olarak ,ağrılar , ağrılar, ağrılar, sebepsiz dayanılması güç, gezen hayalet ağrılar. Hiç bir tahlilde, görüntülemede çıkmayan ağrılar…Ağrılar yakama kan davalı gibi yapışmıştı. Öyle bir ağrı yok! Hiç dinmiyor! Abartmıyorum uyurken bile hiç dinmeyen o amansız ağrılar, beni yoğurdu, yordu, bıktırdı, hayat tadımı aldı götürdü.

    Ağrı İle Mücadeleye Hayat Tasızımı Değiştirerek Başladım

    Hayat tarzımı değiştirerek hastalıklarımı nasıl remisyon‘a soktum yani uyuttum? Önce kendimi dinledim. Hareketsizdim. Arabaya bin, işe git, akşama kadar otur, eve gel gene koştur. Koştur dediysem öyle koşmak değil 90 metrekarede yürümek, ayağa kalkmak, az biraz hareket etmek. Bunlara, tekdüzeliğe son vererek başladım değişime.

    Önce Spor Dedim

    Yürüdüm, sıkıldım. Koştum, sıkıldım. Evde müzikli aerobik yaptım sıkıldım. Oryantel öğrenmeye çalıştım videolardan, beceremeyince:) ondan da sıkıldım. Ama sonunda buldum sporumu. Tenis! Tenisten hiç sıkılmadım. Ondaki sorun da rakip bulmaktaki zorluktu. Kimse oynamak istemiyor! Ben de, 4 metre yüksekliğinde bir duvar buldum stadın bir köşesinde. Geçtim duvarın karşısına aldım topu raketi başladım ufak ufak oynamaya. Oh ne güzel topu atmasını beklediğim veya iki de bir topu kaçıran rakibim yok. Top attığım gibi bana geri geliyor. Ne kadar da zevkliydi. Apartman duvarı da değil ,tık tık top sesiyle rahatsız ettiğim kimse de yok. Devam ettim. Bana göre olan sporu bulmuştum. İple çekiyorum şimdi spor günlerimi. Bence herkes kendi sporunu bulmalı o zaman hayat zevkli hale geliyor. İşkenceye çevirmeyin spor yapmayı.

    tenis

    Yıllar sonra hareketsiz, ama son derece hareketsiz yaşantıdan çıkıp ilk idmanımda, tam 3 saat boyunca sıkılmadan oynadım. Resmen paslarım silindi. Suya batmış gibi terledim. Ben gençliğimde ( şimdi 50 yaşımdayım) çok hareketli olduğumdan 3 saat bana bir şey yapmadı, ama siz bu süreyi ilkinde bu kadar uzun tutmayın sakın. Sakatlanmanızı istemem. Ayrıca sistemik Lupus ve Sjögren sendromu gibi hastalıklar fazla efor sarf ettiren sporlarla pek barışık değildir. Rutin ve sakin sporları sever.

    Başka neler yaptım peki? Doğal olmayan şeker, aşırı tuz, abur cubur karbonhidrat ve türevleri, işlenmiş rafine edilmiş kendini yiyecek sanan şeyler, trans yağlar ve pakete girmiş tüm gıdalara veda ettim.:) Onları trene bindirip dünyanın en kötü suçlularının olduğu hapisaneye yolladım. Yalnız bıçak gibi kesmedim, hala bazılarını az az yerim çok canım isterse. Normal ekmek gibi mesela.

    ÜÇ S KURALI SPOR SARIMSAK SİRKE 😀

    ”Sarımsak ve sirke özgürlüğüne merhaba” diyerek başladım sabah kahvaltıma .Kahvaltı diyorum yanlış okumadınız. Sarımsağı siz fazla abartmayın
    Sarımsağı ve sirkeyi sakın aç karna yemeye kalkmayın ha sakın! Onlar öyle aç karna yenmez. Midenizi çok fazla yakar.

    Çay ve kahve de yok tabi ki. kahvaltıda reçel, tuzlu zeytin, çikolatalı ekmekler vs de yok. Organik yeşillik ve organik yumurta var. Bununla birlikte glütensiz ekmeğimi de yapıyorum. Çayım, ıhlamur, kuş burnu, ada çayı, ceviz çayı. Bunlar da paketli değil kesinlikle.

    doğal elma sirkesi

    Elma Sirkesi

    Ama en önemlilerden biri de doğal elma sirkesi kattım hayatıma. Oğlum sevmiyor diye neredeyse hiç sirke gelmedi soframıza yıllarca. Büyük hataydı bu. Sirkeyi kahvaltıdan yarım saat önce çok az oranda sirkeyi suya katarak 400 ml (iki su bardağı suya yaklaşık 9-10 yemek kaşığı katarak) başladım. Biraz fazla miktar başladığımın farkındayım lakin bünyem kaldırdı. Hatta canım isteyerek içtim. Gün boyu sularıma azar azar elma sirkesi kattım. Bunu ilk on gün, kahvaltıda çok, diğer zamanlar az ekleyerek ve bu oranı azaltarak devam ettim. Artık göz kararı şöyle bir serpiştiriyorum gün boyu suyuma sirkeyi. Yatmadan önce içtiğim suya sirke katmıyorum sadece. Su miktarımı da artırdım. Asgari, 7 kg a bir bardak düşecek oranda su içtim. Ben 63 kg olduğumdan 9 bardak su içtim. Siz de kilonuzu 7 ye bölerek su oranınızı belirleyebilirsiniz.Spor yaptığımda suyuma en az bir litre daha ekledim. Böylelikle hayatımda ”üç S kuralı ” SSS spor- sarımsak-sirke dönemi başladı. 🙂

    Doğal elma sirkesi de bağırsaklardaki zararlı bakterilerin (bakteri deyince SİBO yu bir araştırın derim buraya tıklayın) yok edilmesinde oldukça etkili bir yöntem olduğunu söylemeliyim. Huzursuz barsak sendromu çok ani bir şekilde azaldı. Beklemediğim kadar çabuk olan bu cevap, doğru yolda ilerlediğimi bana kanıtladı.

    Sarımsak

    Sarımsak! hep canım istemesine rağmen çalışma ortamı ve ev hayatında, kokusundan dolayı çevreyi olumsuz etkilediği için hep ertelemiştim. Neredeyse her öğünde yemekle birlikte bir miktar sarımsak yedim. Ama çok içim alırsa, canım çekerse sınır da koymadım sarımsağa. Burada dikkat edeceğiniz husus, midenizde yara olmaması. Yalnız midede yara varsa sarımsak ve sirke kötü sonuçları hızlandırabilir, buna dikkat etmelisiniz .Yani aslında ben antibiyotik yerine sarımsak kullandım diyebilirim . Öğrendiğime göre doktorlar da böyle durumlarda, bağırsaklardaki zararlı bakterilerin yok edilmesinde mutlaka antibiyotik tedavisi uyguluyorlarmış. SİBO daki gibi.

    Yani asidik ve alkali gıdaları araştırdım menülerime biraz onları ekledim. Doğal asidik gıdaları biraz çoğalttım, sebebi ise bağırsaklardaki zararlıların uzaklaşmasını hızlandırmaktı. Yalnız zararlı asidik gıdalar olduğunu da unutmayalım. Buradaki Linke tıklayarak zararlı asidiklere bir göz atabilirsiniz. Bunlardan uzak durun.

    Çok zordur insanın hayatından ekmeği, makarnayı, böreği, tatlıyı çıkarması. Sabırla, ısrarla, inatla devam ettim.

    Sevmediğim sporların arasından bana hitap edeni buldum, ve canımın çektiği organik ve yararlı gıdalara asla dur demedim. Onları bolca yedim. Guliltenli gıdaları diyetimden çıkardım. Kekik, çörek otu yağı ve tahin de sonradan öğrendiğim için bir ay kadar sonra azar azar abartmadan onları da diyetime ekledim. Ama asıl ağrılarımı geçiren şeyi size daha söylemedim.

    Masaj Mucizesi Ve Ağrı

    Bu dayanılmaz müzmin agrilari uzun seneler çektikten sonra hiçbir şeyin ağrımı geçirmediğini gördüm. Ağrı ile yaşamak ne demek çok iyi bilirim. Aslında o yaşamamak gibi bir şeydir.

    Sen misafirin gelse yanında oturamazsın dışarıya çıksan uzun süre yürüyemezsin yemeğe gitsen yüzün hep asık olur düğüne gitsen de yüzün hep asık olur.
    sahilde gezsen de yüzün hep asık olur. Uykudan uyanırsın güne mutlu başlamak için ama günün en kötü zamanıdır aslında sabah. Ağrının en yoğun olduğu saatler olduğu için.

    Hayat neşeni elinden alıverir gider ağrı.
    Şehirdeki tüm fizyoterapistler ve onların bildiği yöntemler kuru iğneler kupalar manuel masajlar hepsi denenmiş ve sonuç alınamamış bir durumdaydım.
    Ve hayatıma giren bir melek gibi arkadaşım Gamze’nin Israrları ile bir klasik masör masajına gittim. Hatırı sayılır paralar veriyordum ve buna aslında üzülüyordum arkadaşımı kırmamak için devam ettim. Yalnız şunu belirtmeliyim ki ; Bu masöre başlamadan önce en az 6-7 tane masaj aletini aşırı kullanmaktan bozdum. ağrı giderici mucize kremlerin neredeyse hepsini kullandım. Üstelik bu kremler çeşitli ülkelerden geldiler. Aşırı pahalı satılan o ağrı bantlarını da söylemeden geçmiyim onları da yurtdışından getirmiştik . Kaloriferi açtım Türkiye’dekileri zaten bitirmiştim.
    Öyle bir ağrı yok! Solutmaz sancı dedikleri cinsten. Aman vermiyor. Sadece ağrımıyor ki yana yana ağrıyor.

    İlk Günler Zordu

    Neyse masörümdeki ilk seanstan sonra ağrım da hiçbir değişiklik olmadı. Yalnız masörüm masaj aletlerini kremleri vs her şeyi tamamıyla bırakmamı söyledi. Buna dayanabilir miydim bilmiyorum masaj aletleri ile yarım saatlik ayağa kalkabiliyordum ağrı tekrar başlayana kadar. Ne kadar ağrısa da asla kullanmam mı tembihlemişti sıkı sıkı. Masajın ikinci seansı bir hafta sonraydı. O bir haftayı hiç masaj aleti kullanmadan veya krem sürmeden atlattım ama gelin de bana sorun. Çok zor geçen bir haftaydı gerçekten.
    İkinci masaj seansını da aldıktan sonra yüzde onluk bir ağrı da azalma gerçekleşti. Ben bunu masaja bağlamamıştım masaj aleti kullanamadığım için uçok fazla yatarak dinlenmiştim ve Bu hafiflemeyi buna bağlamıştım. Üçüncü seansa gittikten sonra ağrım da yüzde otuzluk diyebileceğim bir azalma gerçekleşti. O zaman anladım ki masaj benim ağrılarıma iyi geliyor. Ama nasıl olurdu!

    sadece yarım saat süren yağlı masaj benim ağrılarıma nasıl iyi gelebilirdi ki? Bu benim için gerçekten inanılmazdı! Masörümün, masajlara bir buçuk iki ay kadar haftada bir devam ettim. Ondan sonra on günde bir, ayda üç defa giderek bir yılı tamamladım. Ağrılarım msajla geçti. Hala masaj hayatımın ayrılmaz bir parçasıdır. Masaja başlayalı bir buçuk yıl oldu. Asla bırakmayı düşünmüyorum. Ve masajın göründüğünden çok daha derin anlamları ve faydaları olduğuna inanıyorum. Bence tıpta keşfedilmeyi bekleyen koca bir derya gibi masaj. Henüz bilmediğimiz bir çok hastalığın çaresi olabilecek potansiyele sahip bence.
    bilim adamlarımızın Masaj üzerinde daha fazla araştırma yapması gerektiğini hissediyorum. Hatta masaj hastaneleri kurulmalı bile diyebilirim.
    Bunu yıllarca amansız ağrı çekmiş olan ağır bir hasta olarak söylüyorum.

    İnsanlar ağrılarından tamamen kurtulabilecekken onlarla yaşamak zorunda olduklarını zannediyorlar. belki de benim gibi amansız ağrılardan masaj ile kurtulabilme imkanları var.

    Tedavi Tavsiyesi Değildir

    tabii ki bunları bir tıbbi tedavi olarak önermiyorum. Öncelikle doktorlarımızın muayenesinden ve teşhisiden kesinlikle geçmeli, adı belirlenen teşhisten sonra da doktor tavsiyesi ile belki masaj alınmalıdır. Masajın iyi gelmeyeceği hastalıklar da olabileceği gibi masajla hafifleyen hastalıklar da olabilir. Bu yüzden doktorlara danışmadan hiçbir masaj işlemine girmemeliyiz.


    Sonuç

    Sonuç şaşırtıcı ve hızlı oldu gerçekten. Ben de anlamadım, Bu kadar hızlı dönüt beklemiyordum. Sporla ve masajla birlikte huzursuz bacak sendromu ataklarım çok seyrekleşti ve aşırı hafifledi (bir ayda sadece bir defa çok hafif anlık yokladı beni ve kayboldu, hala da ortalıkta yok. Tamamen ortadan kalkacağına inancım var. En önemlisi de dayanılmaz ağrılarım beni ziyarete geldiklerinde, tüm düğmelerini ilikleyip iki büklüm minnetle yokluyorlar 🙂 ve beni hızlıca zengin kalkışıyla terk ediyorlar. 🙂 Diyeceğim o ki; ağrılar arada bir yoklayacak gibi oluyor, eyvah ! diyorum geldi, sonra hiç sebepsiz ani olarak beni terk edip gidiyor. Şaşırıp kalıyorum. Tabi ki masaj hayatımın bir parçası olarak devam ediyor.

    Dokuz yıldır var olan, beş yıldır ağır hissettiğim ve son bir yıldır dayanılmaz hale gelen ağrılarım, masaja ve üç SSS ye başladıktan yaklaşık on gün sonra hafifledi. Ağrılara eşlik eden yan rahatsızlıklarım , buna paralel olarak, (huzursuz bacak sendromu ve huzursuz bağırsak sendromu )neredeyse tamamen beni terk etti. Böylelikle doğru yoldayım diyebiliyorum.

    Kimseyi böyle ağır ve çaresiz rahatsızlıkta yanlış yönlendirmeyi istemem tabi ki , çok kıymetli doktorlarımızdan onay almayı unutmayın.

    Son zamanlarda SİBO nun duyulması ve lupus vakalarının artmasıyla tıpta arayışlar da arttı. Ben gidemesem de faydalı olabilen doktorları duymaya başladım. Sayıları oldukça az olsa da bizim için kendini geliştiren, araştıran doktorların varlığını bilmek bana güven veriyor. İnanıyorum bir gün tedavisi bulunacak. Hatta aşısı için bile uğraşıların olduğunu duydum. Bu alanda emek veren ve bu hastalığı küçümsemeyen tüm doktorlarımıza minnettarlığımı da belirtmek isterim. Günde 60 hasta bakan doktorlara 45. sırada gidip de, bana bir sihirbaz gibi doğru teşhisi koymasını beklemek çok büyük haksızlık olur. Yükleri çok ağır. Uzman doktorlar çok yoğun çalışıyorlar. Doktor başına düşen hasta sayısı azaltılmalıdır.

    Sonuç

    Lupus ve benzeri hastalıkların her kişide farklı derecede olduğu ve tedavinin kişiye göre değiştiği unutulmamalıdır. İlk yapacağınız doktora gitmektir. Nitekim ben de Lupus ve sjögren ismini ilk kez bir doktordan duydum. Burada anlattıklarımın hepsi tedavi için size uygun bir yöntem veya tavsiye değildir. Size uygun olmayabilir.. Herkesin hastalık seviyesi farklıdır. Önce doktora gitmek ve bu ağrının ne olduğundan emin olmak şart.

    Yorumlarınızı ve yaşadıklarınızı bizimle paylaşırsanız bir çok kişiye de ışık tutmuş olacaksınız. Farklı çözüm yolları da olduğunu görmemizi sağlayacaksınız.

    Herkese şifa dolu mutlu ve sağlıklı günler dilerim.

    Bu konuyla ilgili daha farklı yerlerden bilgi almak isterseniz buraya tıklayın lütfen.

    Sitemizde sağlık bölümünde kompozit dolgu ile ilgili serüvenimi de anlattım. Merak ederseniz buyrun.

  • KOMPOZİT DOLGU YAPTIRANLAR – DOLGU SÜRECİM

    KOMPOZİT DOLGU YAPTIRANLAR – DOLGU SÜRECİM

    KOMPOZİT DOLGU YAPTIRANLAR – DOLGU SÜRECİM : dolgu yaptıranlara diyorum ki, iyi ki yaptırmışım.Keşke daha önce yaptırsaydım, öyle sarı sarı dişlerle uzun zaman gezmeseydim. Bu dolgu, ya gülüşlerimin katili, ya da akıllarda yer edecek ışıkllı bir pozitif gülümseme oluşturacaktı. Güzel oldu. Gülerken ağzımı kapatmak zorunda değilim artık.Sürekli gülüyorum aynalara:) En önde üstte altı dişimin üzeri sapsarıydı.

    Düzgün cümlelerimin katiliydi o sarı dişlerim. Anaaaammmmmm !! Kurtuldum. Haydi ayrıntılara geçelim.

    Neden kmpozit dolgu yaptırmalısınız?

    Ön dişler çok önemli sonuçta. İyi bir ön diş dolgusunu sadece sanatçılarda, ya da siyasetçilerde görünce, insan ister istemez çekiniyor yaptırmaya. Bu durumun sebebi de acemi dişçilerin yaptığı çirkin gülüşleri görmek çevremde. Ne o kaplamalar öyle! Sanki çocuk yapmış. El becerin yoksa yapma dişçi kardeşim. Senin yüzünden on yıldır korktum yaptıramadım dişlerimi sarı sarı gezdim öyle:(

    Bakıyorsun, kız güzel pırıl pırıl bir genç. Biraz konuşuyorsun, gülüyorsun, gülmesiyle eş zamanlı hava kararıyor, şimşekler çakıyor, bulutlar kapatıyor sis gibi etrafı. Yirmili yaşlara yakışmayan bayat, varoş, çirkin, süpürgeli cadılara yakışan adi dişler. Dünyam kararıveriyor anında.Anladınız diy mi? Ucuz kaplamaları diyorum.

    Pozitif bir gülümseme için ne kadar para verirsen ver, değer deyip, başladım para biriktirmeye. Sanatçıların dişleri gibi pırıl pırıl diş istiyorsam çok para ödemeliydim tabi ki. Ama öyle olmadı. Hatta hiç para ödemedim. Hastaneye giderken verdiğim yol parası hariç.

    Pahalı mı ?

    Bunu özelde yaptırırsan şu anki fiyatı 235 ile 360 arasında değişiyor.(21 mayıs 2020) Ama ben üniversitelerin araştırma hastanesinde sıfır tl ye yaptırdım.

    Üniversite hastanelerinde bir çok araştırma görevlisi, doçent, prof. var. Yaptıkları eserleri öğrencilerine gösterip örnek oluyorlar.Dolayısıyla pırıl pırıl dişler çıkıyor ortaya.Aşağıdaki görsel bizzat bana ait. Değişimi gördünüz! söze gerek yok 🙂 Ücretsiz üstelik. Amma velakin, estetik olsun diye sağlam dişlerimi yaptırmak için gitseydim paralıydı. Benimki ihtiyaçtı, o yüzden ücretsiz yapıldı.

    Şimdi bakalım kompozit dolgunun nasıl yapıldığına?

    KOMPOZİT DOLGU NASIL YAPILIR?

    Ben çirkin olmasından korktuğum için cesaret edemiyordum. Çünkü çok fazla diş yaptıracaktım ön dişlerden. Köpek dişleri dahil önden tam altı tane dişimin yapılması gerekiyordu. Diş etlerine yakın kısımları fırça darbesinden iyice aşınmıştı. Diş minesi tamamen gitmiş, sinirler ortaya çıkmıştı. Böyleyken sapsarı bir tabaka varmış gibi görünüyordu dişlerimde.Aslında acilen yapılması gereken bir durumdaydım.

    Kompozit dolgu yaptıranlar mutlaka merak etmiştir.Kompozit dolgu nasıl yapılıyor?

    Önce yapılacak olan işlem dişe tırtıklar atmak. Yani dişin üzerinden incecik bir tabaka alıyor dişçiler. Korkmayın yav! siz onu büyüteçle bakınca bile anlayamıyorsunuz. Zar gibi incecik bir dokunuş aslında bu. Kompozit dolguyu böylelikle dişin üzerine yapıştırıyorlar. Malzeme beyaz bir hamur. Onunla dişin üzerini kaplıyor doktor. Burada yetenek konuşuyor tamamen. O hamuru düzgünce dişe sıvaması en önemli aşama.

    Arkadaşım Ayten ile araştırma hastanesine gittik. O arka dişlerini yaptıracaktı. Ben de gelmişken bir sıra alayım dedim. Amacım sadece göstermekti. Fikir almamın kime zararı olurdu ki. Bu arada doktor da doçent, herkes kolay kolay giremiyor yanına.

    Arkadaşım rica minnet doktora haberler gönderip sekreterinden anında kopardı ikimize de randevuyu. Sonra Ayten yaptırdı çıktı. Sıra bende, girdim usulca oturdum.

    KOMPOZİT DOLGU YAPTIRANLAR-DOLGU SÜRECİM

    Doktor da bir hasta bakıcıyla atıştı benden önce şansa bak. Doktor da alev topu gibi içeride uçuuyor. Beyaz önlüğü pelerin gibi. Evet uçuyor sanki. Bir avuç arı, dişçiler kovanda vızır vızır. Her yerde beyaz önlüklüler. Arı kovanının içindeyim korkuyorum dişler nolacak!

    Ben diş koltuğundan başka bir şey görmeden ilerledim. Selam dedim usulca oturdum. Arkalardaki dolgulara ait bir şeyler yazdırdı görevliye filme bakarak. Benim dişime bakarken bir çok kişiyle konuşuyor, bilgi veriyor, yönlendiryor. Ben korktum bu durumdan. Ya dikkati dağlırsa. Benim dişler gümbürtüye giderse! Amanınnnn .

    Hemen dişçiye, işaret edip, dedim ki ona: ”Aslında ben neden geldim biliyor musunuz doktor.” Şu ön dişlerimdeki sarı sarı görüntü var ya, işte ondan kurtulmak için geldim dedim. Hah bu benim işim demesiyle ağzıma o kocaman aparatı yerleştirmesi bir oldu. Artık ne konuşabilyordum ne de kımıldayabiliyordum. Etrafımda hocalarına bakan asistanlar. Ortada ben.

    Hoca tüm aletlerle ağzımda, sanki şehrin tüm iş makineleri yardıma gelmiş gibi çalışıyor. Korkudan gözümü bile açamadım. Bi ara bakacak oldum, doktorun kakülleri gözümde. Valla eyvah dedim. Teslim olduk. İyimi ettik kötü mü ettik bilmiyorum. Ama ben bu yapılan işi beğenmezsem hemen yarın özel doktora gidip söktürürüm. Niyetim buydu.

    İçimde ezik bir kabullenişle başa gelen çekilir deyip bekledim sonucu. Hatta kompozit dolgu yaptıranlarla hiç konuşmadan sormadan giriştim bu işe.

    Aaaa çok güzel oldu

    Asistanlar konuşmaya başladı. ”AAAA hocammmm çokkk güzell olduuu …^^ Hımmm bu iyiye işaretti. Bi rahat nefes aldım o an. Oh be iyiye gidiyormuş. Beğendiler. Hatta şaşkınlıkla değişimi izliyorlar. Hoca da havasını atıyor. Anlatıyor da anlatıyor. O kadar merak ediyordum ki …

    Acıdı mı diye soracak olursanız, hiiiiiççç ağrı yapmadı desem yeridir.Tüm yaptığı aşamaları bana haber vererek, adım adım ilerledi. İğne yaptı önce, diş sarılıklarını çıkarmak için incecik bir tabaka aldı dişlerimin üzerinden. Tek kaybım bu 🙂

    Sonra malzemeyi dişlerimle uyumlu renge getirdi ve dişlerime sürdü, mavi bir ışık tuttu. Donduktan sonra parlattı. Tavsiyeler verdi. ”Kendi dişin kadar sağlam olmaz ama sağlam bir malzemedir bu kompozit dolgu.Dikkatli kollanırsan uzun yıllar gider ” dedi.

    Benim aklım aynada tabi ki. Nasıldı acaba.Hemen gidip aynaya baktım. Güneş açtı. Spot lambalar yandı. Sahneye çıkan star gibi parlıyordum valla. Abartmıyorum. Bu ne değişim. İnsanın tüm vücudunda en önemli öz güven abidesi dişler miymiş!!! Öyleymiş de haberim yokmuş.

    Bu gülüşle etkileyemeyeceğim hiç kimse olmaz , olamaz. Bu da kompozit dolgunun avantajlarından en önemlisi galiba. Sihirli bir el değdi ve ben o hastaneden ışıl ışıl bir gülümsemeyle çıktım. Çokkkkk kaliteli duruyordu. Ama en nemlisi de doğal görünüyor ve işlem çok hızlı yapılıyor !!Tavsiye ederim .Yaptırın. Ama iyi bir doktora yaptırın.

    Bu ve benzeri yazıları okumak isterseniz buraya tıklayın. Daha fazla bilgiiiii diyorsanız da buraya tıklayın.

  • BALKONDA EVDE DİKEY TARIM

    BALKONDA EVDE DİKEY TARIM

    Yeni moda, balkonda evde dikey tarım. ilk duyduğumda nasıl heyecanlandım bir bilseniz. Çok güzel bir buluş olduğunu söylemeliyim. Çünkü harika bir yaratıcılık örneği. Hatta betonlaşmanın alıp başını yürüdüğü şu ortamlarda şehirlerin yüzünü güldürecek bir yenilik bu. Hem de çok ekonomik. Hatta öyle verimli ki 5 dekardan alınabilecek verimi sadece bir dekardan alabiliyorsunuz. Dekar derken araziler değil öyle, apartmanların duvarları, evlerin balkonların duvarları bu iş için biçilmiş kaftan.

    Boş duvarlar yeşillensin

    Düşünsenize, sizin apartmanın en az penceresinin olduğu duvarı boydan boya yem yeşil fasulye sarmaşığı ve yaprakların arasından sarkan yeşil yeşil fasulyeler.Ya da tüm duvar kivi sarmaşığı ve kiviler aralardan gülümsüyor 🙂 Üzüm bağı da çok şahane olurdu doğrusu.

    Balkonunuzun boş duvarları güneş alıyorsa hemen bu yöntemle ürün yetiştirmeye başlayabilirsiniz.Veya evinizin güneş gören bir odasını tarıma ayırabilirsiniz. Toprak da kullanmak zorunda değilsiniz. Topraksız tarım yapabilyorsunuz. Sadece topraktan değil sudan da tasarruf sağlayan bu yöntem, hem cebinize hem de mutfağınıza hitap ediyor.Çünkü bir odadan apartmana yetecek pazar malzemesi çıkabilir.Abartmıyorum.

    evde dikey atarım

    Domatesler, çilekler, marullar…

    Peki neler yetiştirilebiliyor Bu dikey tarım ile? Aslında aklınıza gelecek her şey yetişir. Kısacası, fasulye,karpuz,kavun,biber,soğan kivi,çilek,domates,salatalık,maydanoz, marul, armut, mandalina…Tüm sebzeler, hatta meyveler de yetiştirilebiliyor.Kavun ve karpuzu en alt sıraya ekmeleri gerek 🙂

    Balkonda, evde dikey tarım ,görsel olarak da anlatılamayacak kadar güzel. Kesinlikle görmelisiniz. Tüm şehri yem yeşil , doğa ile barışık hale getirebiliriz. O ruhsuz duvarlar, boş balkonlar nasıl da canlı oluyor, cıvıl cıvıl. Şehirlerin yüzü değişir . Hatta evlerin , apartmanların boydan boya boş duvarları yem yeşil olmuş, mor mor üzümler sarkıyor 🙂 ben hayal ediyorum da cennete çeviririz mahalleleri böyle. Hatta bunun hemen yayılması gerekiyor. Acilen moda olması gereken bir güzellik bu. Yakında apartmanların balkonlarında borulara ve duvardaki ceplerde çilekler, domatesler görürseniz hiç şaşırmayın.

    Çilek ve domates o kadar yakışıyor ki… Yeşil yeşil yaprakların arasından kırmızı kırmızı domatesler sarkıyor sütundan. Üstelik toplamak için de eğilmek gerekmiyor.

    Şahsen ben başladım. Çilek ile bu güzelliği denemeyi düşünüyorum. Mor üzümlü bağ da sırada tabii…

    Bu yazımla ilgili sayfamızın tarım bölümünde ”dikey tarım çilek’‘ yazımıza tıklarayak inceleyebilirsiniz.Dikey tarım çeşitlerini buraya tıklayarak öğrenebilirsiniz.