Kategori: Sağlık

  • Eli Olmayanlar, Mekanik El

    Eli Olmayanlar, Mekanik El

    Eli olmayanlar için mekanik el çeşitlerine bir göz atalım. Bu mekanik el, yapımına ve kullanılmasına şahit olduğum manuel mekanik elin açıklamasıdır. Yani bu mekanik el 3D yazıcılarda filamentler kullanılarak basılan, iplerle birbirine bağlanarak hareket ettirilebilen manuel çalışan bir eldir. Diğer el çeşitlerini de sizler için araştırıp maddeler halinde yazımın sonuna ekledim. Konu ile ilgili detaylı bilgi sahibi olmak isterseniz bana yorumlardan ulaşabilirsiniz.

    Robot El

    Bir insanın, özellikle bir çocuğun eli olmaması ve büyüme çağında bunun üstesinden gelebilmesi oldukça güçtür. Bir yetişkine göre bu durum daha acıtıcıdır. İstenmeyen izler bırakması kaçınılmaz. Bu olumsuzluğu kısmen de olsa bertaraf etmek için çalışmalarımız son gaz devam ediyor. Şimdi bu ele bir bakalım.

    Manuel çalışan, oynar eklemleri olan bir el. Üç boyutlu yazıcılardan çıkarılan mekanik bu eller oldukça iş görür.

    Üç boyutlu yazıcılarla, yaşa göre küçük veya büyük eller basılabilmektedir. Oynar eklemler sayesinde de hareket edebilir. Kısaca anlatmak gerekirse, eli bilekten itibaren eklem dahil yok kabul edelim. Dirsek ekleminde bir problem yoksa bu dirsek ekleminin hareket ettirilmesiyle, mekanik parmaklar kapanır ve nesneleri kavrar. Aynı durum bilek eklemi sağlamsa, sorunsuz çalışıyorsa, daha kısa bir maket el yapılabilir. Aynı şekilde parmaklar bilekten hareket ettirilebilir.

    Aslında bu elin hareket etmesi ve nesneleri kavramasından ziyade, el görünümünde o yokluğu doldurması, ilk kazançtır bence. Üstelik bu bir çocuğun eli ise durum çok daha nitelikli demektir.

    Türkiye’de bizzat şahit olduğum dört küçük çocuğa takılan mekanik ellerde, elin çalışmasından ziyade, o çocukların sevinci müthişti. İki elini kullanarak yaptıkları kalp işareti görülmeye değerdi.

    Üç boyutlu yazıcılardan her bir parçasını saatler, hatta günler boyunca basmak suretiyle çıkar. Kendi parmaklarımızdaki gibi tüm oynar eklemler, ayrı ayrı basılıp çıkarılarak iplerle dirsek eklemine bağlanmaktadır. Dirsek oynar eklemine sabitlenen ve ayarı yapılan bu el, dirsek hareketiyle parmaklarını oynatabilmektedir. Bu mekanik elin en büyük sınırlılığı ayarının kolay bozulabilmesidir. Bu sorunu, ebeveynlere kullanımını ve ayarını öğreterek aşabiliriz.

    Yukarıda anlattığım mekanik elin hammaddesi 3D yazıcılarda kullanılan filamentlerdir. Filamentler her renkte mevcuttur. Mesela çocuklara tuttukları takımların renklerinde el yapılabilir. Ya da hayranı olduğu film karakterinin şekli eklenebilir. Bu çalışmalar Türkiyede ” robot el Türkiye ” adı altında da yapılmaktadır. Üstelik ücretsiz.

    Beyinden Gelen Komut

    Bu mekanik eller manuel çalışmaktadır. Fakat bu elin beyinden gelen komutlarla hareket ettirilebilenleri de yapılabilmektedir. Sensörlerin dirsek ile el arasındaki bağlara dışarıdan yapıştırılmasıyla, parmaklar beyinden gelen komutlara cevap vermektedir. En azından ben sensörler sayesinde parmakların hareket ettirildiğine şahit oldum. Çok heyecan vericiydi. Henüz sensörlerle beyinden gelen komutları kullanarak hareket eden bir eli sonuca ulaştıramasak da çalışmalar devam ediyor. Bizimki tamamen hobi olarak ilerlediğinden biraz yavaş gidiyor. Robot el Türkiye bu işe el atar mı bilmem ama sonucun güzel olacağı kesin.

    Bu işin güzel taraflarından biri de yitik umutları geri almak. Bu gurur verici olayın bir parçası olmak beni ne kadar onurlandırıyor tahmin edersiniz. Şimdi gelin bu mekanik el çeşitleri. nelermiş bakalım.

    Eli Olmayanlar İçin Mekanik El Çeşitleri

    Eli olmayan veya el fonksiyonlarını sınırlı bir şekilde kullanabilen bireyler için mekanik el çeşitleri şunlardır. Kullanıcıların günlük yaşamlarını kolaylamak ve işlevselliği için olan yapay ellerdir. İşte eli olmayanlar için mekanik el çeşitlerinden bazıları:

    1. Protez eller: Protez eller, doğuştan el kaybı, ameliyat sonrası el kaybı veya yaralanma sonucu elini kaybetmiş bireyler için olan yapay ellerdir. Protez eller, kullanıcılara gerçek bir elin işlevlerini geri kazandırmak için tasarlanmıştır. Elektronik veya mekanik bileşenler içerir. Kullanıcıya el kavrama, nesne tutma, nesne kaldırma, el hareketleri gibi çeşitli fonksiyonları gerçekleştirme yeteneği sağlar.
    2. Myoelektrik protez eller: Myoelektrik protez eller, kullanıcının kas hareketlerini kullanarak protez elin işlevlerini kontrol etmesine olanak tanır. Kaslardan alınan elektrik sinyalleri ile protez elin hareketleri senkronize eder. Kullanıcı, kaslarını kullanarak protez elin açılıp kapanmasını, parmaklarını hareket etmesini veya el bileğini dönmesini kontrol eder.
    3. Mekanik kablo veya çubuklu protez eller: Mekanik kablo veya çubuklu protez eller, karmaşık elektronik bileşenler yerine basit mekanik kablo veya çubuklar kullanarak el fonksiyonlarını gerçekleştirir. Kullanıcı, kabloları veya çubukları kullanarak protez elin kavrama, tutma ve bırakma gibi işlevlerini kontrol eder.
    4. Kancalı protez eller: Kancalı protez eller, kullanıcıya nesneleri kavrama ve taşıma yeteneği sağlayan basit bir kancalı tasarıma sahiptir. Kullanıcı, kancayı kullanarak nesneleri kavrar ve taşır.
    5. Estetik protez eller: Estetik protez eller, kullanıcının elinin doğal bir görünümünü sağlamak için tasarlanmıştır. Estetik protez eller, kullanıcıya elin dış görünümünü ve doğal uyumunu sağlamak için çeşitli renklerde, şekillerde ve materyallerde vardır.

    El fonksiyonlarını kaybetmiş bireyler için mekanik el çeşitleri, kullanıcıların günlük yaşamlarını kolaylamak, bağımsızlıklarının artması ve daha fazla işlevselliği geri almak için önemli bir araç olur. Her kullanıcının ihtiyaçları farklı olur.

    İlginizi çeker mi? İsterseniz bir göz atın. Buraya tıklayarak sağlık sayfamıza ulaşabilirsiniz.

    Farklı bir bakış açısı isterseniz buraya da farklı bir sayfadan link ekliyorum.

  • Lupusun Bitkisel Tedavisi

    Lupusun Bitkisel Tedavisi

    Lupus, otoimmün bir hastalıktır ve bitkisel bir tedavi ile tamamen iyileşmez. Ancak, bazı durumlarda lupus semptomlarını yönetmek için doğal veya lupusun bitkisel tedavisi seçeneklerini deneyebilirsiniz. Öncelikle doktor kontrolü ile sağlık tavsiyelerine başvurmalısınız. Bunu belirterek yazıma başlıyorum.

    Önemli olan nokta şudur ki lupus gibi otoimmün hastalıklar ciddi ve karmaşıktır. Doğal yöntemlerle tedavi seçeneklerini denerken mutlaka sağlık uzmanı ile birlikte hareket edilmelidir. Tıbbi tedavi planımızı da aksatmadan dikkatlice alternatif yöntemler deneyebiliriz.

    Fakat unutulmamalıdır ki, bitkilerin potansiyel yan etkileri olması mümkündür. Bu sebeple bazı etkileşimleri güvenli kullanımı konusunda bilinçli olmamızı gerekir.

    İşte Lupusun Bitkisel Tedavisi İçin Seçenekler

    • Omega-3 yap asitleri. Omega-3 yağ asitleri, iltihabı azaltır ve lupus hastalarında görülen iltihapla ilişkili semptomların hafiflemesi mümkün. Omega-3 yağ asitleri, uskumru, somon gibi yağlı balıklarda doğal olarak vardır. Ayrıca keten tohumu ve chia tohumunda da bir miktar omega-3 vardır.
    • Zencefil: Zencefil, antioksidan ve anti-iltihap özelliklere sahip bir bitkidir ve lupus ile mücadelede yardımcı olur. Böylece zencefili yemeklere veya çaylara ekleyerek tüketmeyi tercih etmek de mümkün.
    • Kürkümin, zerdeçal kökünden elde edilen bir bileşiktir ve antioksidan, anti-iltihap özellikleri vardır. Kürkümin, lupus semptomlarını hafifletmek için kullanılan doğal bir takviye olarak düşünmek mümkün. Bu sebeple kürkümin yemeklere baharat olarak eklenebileceği gibi doğrudan da tüketmek mümkün.
    • Rezene çayı: Rezene, anti-inflamatuar ve antioksidan özellikte bir bitkidir. Lupus hastalarında görülen iltihaplanma ile mücadelede yardımcıdır. Bu nedenle rezene çayı, rezene tohumlarının kaynamış suya eklenip demlenmesi ile hazırlanır ve günde bir kaç fincan içebilirsiniz.
    • Kiraz sapı, karabaş otu, ısırgan otu çayı sabah akşam on beş gün içilir. On beş gün araverilir. Bir müddet devam edilir.
    • Akgünlük sakızına devam edildiği raktirde lupus gibi oyoimmun hastalıklardan tamamen kurtulanlar olduğunu hiç duydunuz mu?
      ( kaynak instagram @kurtulusorman.ciftligi )

    Unutulmamalıdır ki bitkisel tedavinin herkes için etkili olmadığı durumlar vardır ve herhangi bir bitkisel ürünü kullanmadan önce mutlaka bir sağlık uzmanı ile konuşmamız gerekir.

    Lupus gibi otoimmün hastalıkların tedavisi tıbbi tedavilerle kontrole girer.

    Ayrıca lupus hastalığının tedavisi ile ilgili sitemizde farklı bir yazı daha var. Kendi deneyimlerimden faydalanarak yazdığım yazılara buradan ulaşabilirsiniz.

    Lupus ile ilgili başka bir yazı da burada. Farklı bir siteden yazı isterseniz de buraya tıklayabilirsiniz.

  • İNSAN ÖLÜMSÜZ OLABİLİR Mİ?

    İNSAN ÖLÜMSÜZ OLABİLİR Mİ?

    İnsan ölüsüz olabilir mi? Biyolojik olarak ölümsüzlüğü konuşalım mı? Hiç bir sınırlama koymadan, korkmadan. Bilimsel olan bilgilerden fazla uzaklaşmadan buyrun konuşalım.

    Ölümsüzlük derken ne mânâda söylediğimize bağlı aslında. Eserlerimizle mi ölümsüzlük, nefesimizle mi? Alman piyanist Beethoven da tam bir ölümsüzdür. Ama eserleri ile ölümsüz olan bu insan artık biyolojik olarak dünyada değil. Zihinlerimizde ölümsüz olmaya devam edecekler.

    Fakat bugünkü yazımızda manevi ölümsüzlüğü değil biyolojik ölümsüzlüğü biraz kurcalayacağız. Mesela; Ya şöyle olsaydı! Bedenimizde eskiyen her bir organ için gidip yenisini yaptırabilseydik. Veya satın alabilseydik. Hatta üç boyutlu yazıcıdan hemen çıktı gibi alabilseydik. Bozuk olanı değiştirmek mümkün olsaydı. Ölümümüzün sebebi olacak bu eskimeyi böylece önleyebilseydik.

    Böbrek iyi süzmüyor mu kanı? Karaciğer teklemeye mi başladı? Akciğerlerimiz kirden, isten arınmıyor mu? Gidip yenisini alabilseydik…

    Bu hayalin filmleri yapıldı. Bilimkurgu filmlerde bolca malzeme oldu bu düşünceler. İzlemesi güzel fakat gerçek olma olasılığı veya bize ulaşma olasılığı çok düşük. Ama imkansız değil. Şayet olmuş olsa dahi öncelikle, belkide sadece zenginler faydalanacak.

    Olmalı mı ölümsüzlük peki? Onu burada yazmayacağım. Ben sadece ölümsüzlük üzerine biraz bilimsel düşünceden fazla uzaklaşmadan konuşmak istiyorum.

    Doğada ölümsüz canlılar var. Bir denizanası türü olan dohrnii ölümsüzdür mesela. Bu hayvan vücudunun eskidiğini, yani öleceğini anladığında tüm hücrelerini yeniliyor. Yeniden doğmuş gibi baştan başlıyor hayata. Onlar biz insanlar gibi çok çeşitli hücrelerden oluşmamış olduklarından bunu kolaylıkla başarabiliyorlar. Hidralar da ölümsüz canlılar arasında sayılıyor. Dış etkenlerden dolayı bir saldırıya maruz kalmadıkça veya başka bir canlı tarafından yenmedikçe ölmüyorlar. Hücre yapıları biz insanlar gibi çok komplike bir yapıda olmadığından bunu başarabilmişler.

    Peki ya ölümsüzlük mekanik bir bedenle mümkün olabilir mi? Yani biyolojik bir canlıyı mekanik anlamda ölümsüz yapmaktan bahsediyorum. Şöyle ki bilim insanları hafızayı kaydetmeyi günümüz teknolojisiyle başardılar. Bu da demek oluyor ki hafıza kaydedilebiliyorsa, bu hafızayı başka elektronik cihazlara da aktarılabiliriz.

    MEKANİK BEDENLERDE İNSAN ÖLÜMSÜZ OLABİLİR Mİ?

    O zaman dünyada biyolojik bedenle yaşayan insanlarla birlikte, biyolojik ömrünü tamamlamış ve mekanik bedene geçmiş robotlar da olacak. Mesela caddede yürürken yanımızdan bir çok robot geçecek. Buna da hiç şaşırmayacağız. Peki bu hafızayı kaydetmek demek bizim yeni bir vücuda aktarılmamız mı demektir? Yani ben dediğimiz kişi, ruh veya her ne ise o hafızada mı gizli? Hafıza demek soyut ben mi demek oluyor? Siz ne düşünüyorsunuz bu konu hakkında? Yorumlara yazar mısınız?

    Tüm insanlar ölümsüz olsa nasıl olurdu? Düşünebiliyor musunuz? Ben hayal etmekte zorlanıyorum. Bu mümkün olsa bile dünyanın dizginlerini ellerinde tutanlar buna izin verirler miydi? Günümüzde de nüfusu azaltmanın yollarını aradıklarını duyuyoruz. Şaibeli dedikodular var. Mesela şu covid0-19 un üretilmiş bir virüs olma dedikoduları gibi. Böyle bir dünyada ölümsüzlüğü bulmak çok riskli olurdu. Ulaşmak ise imkansız galiba.

    Dinlerde ise ölüm kaçınılmazdır. Bu rengi kara, tadı acı ve soğuk yüzlü olan şey, ölüm. Bizleri mıknatıs etkisiyle kendine doğru çekiyor. Ters akıntıya rağmen.

    Peki ölümsüzlüğe ne kadar yakınız?

    İNSAN ÖLÜMSÜZ OLABİLİR Mİ? ÖLÜMSÜZLÜĞE NE KADAR YAKINIZ?

    Ölümsüzlük, insanlar ve diğer organizmalar için uzun ömürlü veya yaşlanma süreçlerini durduran bir durum olarak tanımlanır. Bilim insanları ve araştırmacılar, ölümsüzlük hakkında birçok farklı yaklaşım ve teoriler geliştirmişlerdir. Ölümsüzlük üzerine yoğunlaşan bazı araştırmalara bir göz atalım:

    1. Genetik Araştırmalar: Genetik değişiklikler, yaşlanma süreçlerini ve hücre yenilenmesini etkilemektedir. Telomerler adı verilen kromozom uçlarındaki tekrarlayan DNA dizilerinin boyutu ve uzunluğu, hücre yaşlanması ile ilişkilidir. Telomerlerin kısalması hücre yaşlanmasına ve hasarına sebep olur. Genetik mühendislik teknikleri kullanılarak telomerlerin uzatılması veya hücre yaşlanmasını yavaşlatan genlerin aktive edilmesi ile ilgili araştırmalar günümüzde yapılıyor.
    2. Anti-Aging Tedavileri: Yaşlanmayı geciktirmek ve ömrü uzatmak amacıyla çeşitli anti-aging tedavileri üzerine araştırmalar yürütülmektedir. Antioksidanlar, hormon replasman tedavileri, gen tedavileri ve diğer farmakolojik ajanlar yaşlanma süreçlerini etkileyen, kontrol eden potansiyel tedavi yöntemleri olarak araştırılmaktadır.
    3. Kalori Kısıtlaması: Birçok çalışma, kalori kısıtlamasının yaşlanma süreçlerini geciktirdiğini ve ömrü uzatabileceğini öne sürmektedir. Bu nedenle, kalori kısıtlamasının moleküler ve hücresel düzeyde nasıl çalıştığını ve yaşlanmayı nasıl etkilediğini anlamak amacıyla araştırmalar sürmektedir.
    4. Telomer ve Telomeraz Araştırmaları: Yine çok ilginç ve ümit verici bir çalışma daha.  Telomeraz, telomerlerin uzunluğunu düzenleyen bir enzimdir. Telomeraz enziminin etkili bir şekilde kullanılarak hücre yaşlanmasını önlemek veya tersine çevirmek için nasıl kullanılabileceği üzerine araştırmalar yapılmaktadır.
    5. Biyoteknoloji ve Nanoteknoloji: Biyoteknoloji ve nanoteknoloji, yaşlanma süreçlerini anlamak ve potansiyel anti-aging tedavileri geliştirmek için kullanılan ileri teknolojilerdir. Örneğin, nanoteknoloji kullanarak hücre içi onarım mekanizmalarını güçlendirmek veya hücre dışı hasarı onarmak için nanoteknolojik yöntemler geliştirilmektedir.

    Sayfamızın diğer bölümlerinde de ilginç yazılar bulabilir siniz? Merak ediyorsanız buraya tıklayarak okuyabilirsiniz.

    Farklı bir sayfadan bilgi almak isterseniz de buraya tıklamanız gerekecek.

  • Biberiye Suyu Saç Çıkarır mı? : Saç için biberiye tarifi

    Biberiye Suyu Saç Çıkarır mı? : Saç için biberiye tarifi

    Biberiye suyu saç çıkarır mı? Son zamanlarda dünyada çok popüler olan biberiye meğer saç çıkarıyormuş. Bir yıla yakındır harici olarak kullanıyorum. Ama çok fark etti. Bakın söylüyorum! siz doktorunuza danışmadan uygulamayın sorumluluk kabul etmem. Bana uygun olan size belki uyayacak! Diyerek başlıyorum yazıma şimdi bakın ben ne yaptım?

    Biberiyeyi kaynatıyoruz önce. Dört tane 20 cm boyunda biberiye dalını yaş iken bir litre suya koyup 5 dakika kaynatıyoruz ve ocaktan alıyoruz.Kırmızı bir suyu çıkıyor. Bu kırmızı suyu cam kaba alıyoruz ve buzdolabında ağzı kapalı şekilde saklıyoruz. Kullanmak için küçük bir şişeye bölerek saçımıza sabah akşam sıkıyoruz. Teninize ulaşmasına dikkat ederek saç diplerine uyguluyoruz ve hafif masaj yapıyoruz.

    Biberiye suyu saç çıkarır mı demeyin çıktı. Seyrelen saçlarım demiyorum dikkatinizi çekerim. Tepemdeki tüm saçım tamamen dökülmüştü. Son derece ümitsizdim ve üzücüydü gerçekten. Tekrar çıkacağına hiç ümidim yoktu. Fotoğraflarda görüldüğü gibi korkunçtan mutlu sona.

    son hali

    Biberiyenin Faydaları

    Biberiyenin saç uzatma etkisi kesinlikle vardır. Bu yüzden şampuanlarda çoğunlukla biberiye kullanılır.

    Sağlık açısından da vücudumuzda etkilemediği yer neredeyse yok. Sindirimden bağışıklığa, kas ve eklemlerden cilde kadar çok geniş bir etki alanı vardır.

    Bu bitkiyi siz de evinizde saksılarda yetiştirebilirsiniz. Nazlı bir bitki değildir. Bahçeye ekilirse çok daha hızlı ve güçlü büyür. Yani arsız bir bitkidir. Olduğu yere çabucak yayılır. Böylelikle her daim biberiye ellinizin altında olmuş olur.

    Taze taze hazırlanmış ise çok etkili olur. Bu yüzden bahçenizde yetiştirmenizi öneririm. Yani mevsimi tam olgunlaştığı haziran ve temmuz aylarıdır. Böylelikle bu aylarda biberiyeden uçucu yağ elde etmenin tam zamanıdır.

    Ne kadar faydalı da olsa biberiye bitkisini kullanmaması gereken kişiler de vardır. Özellikle bunlar en başta kan sulandırıcı ilaç kullananlar, midesinde ülser olanlar, epilepsi ve tansiyon hastaları biberiye dahili olarak kullanmamalıdır.

    Biberiyeyi oral yoldan çok fazla kullanmak zararlıdır. İçerisindeki ”keton” denilen madde karaciğer toksisitesini arttırdığından kullanma süresine ve miktarına dikkat etmelidir.

    Harici kullanımlarda bu tür zararları yoktur. Konumuz saç olduğundan saçlı deriye uygulandığı için herhangi bir önlem almamıza gerek kalmaz. Saç köklerine uygulandıktan sonra bir kaç saat yıkanmamalıdır.

    Benzeri yazıları merak ediyorsanız sitemizin https://tekderdim.com/saglik/ sayfasından takip edebilirsiniz. Farklı bir kaynaktan ufkunuzu daha da genişletmek için ise buraya tıklayabilirsiniz.

  • En Sağlıklı Atıştırmalıklar: Diyete Uygun Aburcuburlar

    En Sağlıklı Atıştırmalıklar: Diyete Uygun Aburcuburlar

    Neden en sağlıklı atıştırmalıklar tüketmeliyiz? Çünkü gluten zararlı, şeker zararlı, tuz zararlı, yağda kızartma zararlı. Daha aklınıza gelecek çoğu pişirme teknikleri de zararlı. Bu yüzden sağlıklı atıştırmalıkları öğrenmeliyiz. Sağlıklı derken hem kısa sürede hazırlanmalı hem de gerçekten hiç bir zararı olmamalı.

    Atıştırmalık diyorum çünkü oturup gerilinceye kadar yemek yerine sık sık atıştırarak yemeliyiz. Sağlıklı olan budur. Doğada tüm canlılar yemek saatini bekleyerek yemek yemiyorlar. Ne zaman bulurlarsa o zaman yemek yiyorlar. Aynı saatte yemek yemek sağlıklı ve doğal değil.

    en sağlıklı atıştırmalıklar
    Kuruyemiş Tabağı

    Sağlıklı yemek ile ilgili hiç bir şey bilmiyorsanız bile, bir kediyi bir köpeği veya bir maymunu taklit edin. Ne zaman güneşleniyor? Mesela, ne zaman uyuyor? Ne zaman yemek yiyor? Onlar gibi davranarak sağlıklı

    Yerken tadı güzel olup, suçluluk duya duya mideye indirdiğimiz o zararlı yiyecekleri ne zaman bırakacaksınız? Oysa ki En sağlıklı atıştırmalıklar araştırmak hiç aklımıza gelmiyor. Halbuki en az onlar kadar lezzetli olabiliyorlar. Hem lezzetli hem de sağlıklı olması mümkün iken neden hastalıkları satın alalım?

    Sonra gelsin gıda intoleransı, IBS, reflü…Şimdi size en sağlıklı atıştırmalıklarıl maddeler halinde yazacağım. İş yerlerine götürülecek beslenmeler için çok uygun.

    Nar Tabağı
    En sağlıklı atıştırmalıklar

    En Sağlıklı Atıştırmalıklar Nelerdir?

    • Ev yoğurduna nohut haşla ve kat.
    • Yoğurt, yulaf, muz, kivi…
    • hurma çekirdeğini çıkar ceviz koy.
    • Tuzsuz peynirden kuymak yap kare kapta dondur ve küp küp kes. ( Hemen bir pratik tarif de yazayım: önce bir kaşık tereyağında iki tepeleme yemek kaşığı mısır unu, hafif kavur. 2.5 bardak su ekle. suyu çekince tuzsuz tel peyniri ekle.)
    • Siyez bulguru ve yeşil mercimek haşlanır.
    • havuç şalgam patates haşlaması
    • Leblebi, kuru üzüm
    • Mısır ekmeği ve tereyağı bal.( Bu çok güzel oluyor ama şeker sorunu olmayanlara)
    • Çekirdekli siyah kuru üzüm. ( çok güzel oluyor iş yerinde inanın!)
    • Dut kurusu veya dut kurursundan glütensiz kek.
    • Kefir
    • Kkarışık mevsim meyvesi ve bal veya pekmez.
    • Meyve sebze.
    • kuruyemişler.
    • kurumuş meyveler.

    Bu yazımda en sağlıklı atıştırmalıklardan sizin de keşfettikleriniz varsa yorumlar kısmına yazarak katkıda bulunabilirsiniz.

    Sayfamızın sağlık bölümünde ilginizi çekebileceğine inandığım yazılar olduğu için buraya linkini bırakıyorum. İterseniz tıklayabilirsiniz.

    Farklı bir adresten bilgi almak isterseniz buraya da bir link bırakıyorum.

  • ZENCEFİLİN FAYDALARI

    ZENCEFİLİN FAYDALARI

    Zencefilin faydaları saymakla bitmez. Bu yazımızda sizlere harika bitki zencefilin çok şaşıracağınız faydalarından bahsedeceğiz. Bu faydayı içindeki etken bir madde sayesinde görürüz.Zencefilin o kendine has kokusu ve tadını veren madde gingeroldür. Bu gingerol güçlü tıbbi iyileştirmelerin baş aktörüdür. Yani vücudumuzdaki ödem ve iltihabı azaltan madde budur.

    Özellikle yaş zencefilin faydası kurusuna göre daha fazladır. İçeriğindeki eşsiz madde sayesinde ödem ve iltihabı vücuttan atar. Bunların dışında bence en önemli etkisini oksidatif stresi ve enfeksiyonları azaltmakla gösterir.

    Oksidatif stres dediğimiz şey de vücudumuzdaki serbest radikaller dediğimiz şeydir. Serbest radikal ise; eşit olmayan elektrona sahip oksijen içeren moleküllerdir. Bunlar diğer moleküllerle kolayca reaksiyona girebilir. İşte zencefildeki gingerol maddesi bu durumu normale çevirmede çok etkilidir. Lakin en önemli faydası galiba sindirim sisteminedir. Hazımsızlığa, mide ağrısına, ishale, barsak gazlarına, reflüye, mide bulantısına faydalı olduğu kanıtlanmıştır.

    zencefilin faydaları

    Zencefilin faydaları bundan ibaret değildir tabiiki. Bunlara kısaca değinelim:

    • Mide bulantısını kesmede çok etkilidir. En önemli ve meşhur faydası budur.
    • Kollestrolü düşürür.
    • Kanser riskini azaltır.
    • Kilo vermeye yardımcıdır.
    • Kan şekerini düzenler.
    • Ağrılara karşı savaşır.
    • Hazımsızlığa iyi gelir.
    • Kalp krizi riskini oldukça düşürür.

    Zencefilin zararları

    Zencefilin faydaları olduğu kadar zararları da vardır. En önemlisi düşük tansiyon sorunu olanlar zencefili kesinlikle tüketmemelidir. Aynı zamanda zencefil safra üretiminin artmasına da neden olabilir. Hatta alerjik bünyelere de pek iyi gelmez zencefil. Kurdeşen tipi bir deri döküntüsüne sebep olur.

    Peki zencefilin bu faydalarını zarara çevirmemek için günde ne kadar tüketmeliyiz? Çayı için günde iki fincan tavsiye edilir. Bu da günde dört gramdan fazla olmamalıdır. Ama ben küçük termosuma aldığım kaynar suya çeyrek kibrit kutusu kadar atıyorum ve onu bir günde içiyorum. Yaş zencefilin tadı da oldukça güzel.

    Zencefilin anavatanı

    Zencefilin anavatanı başta Çin olmak üzere Hindistan, Endonezya, Vietnam, Japonyadır. Yani Asya’nın tropik bölgelerinde yetişir. Hasat mevsimi yaprakların döküldüğü ekim ayı civarındadır. Hem de tam kışa girerken nasıl da imdadımıza yetişiyor. Sonbaharda hasatının olması ne kadar da güzel bir kış hazırlığı olmuş.

    İlaçların yerini tutmayabilir ve ilaç kullananların doktoruna sormadan kullanmaması gerekir.

    Sayfamızın sağlık bölümünde ” ısırgan otunun faydaları” adlı yazıyı da beğeneceğinizi tahmin ediyorum. Merak ediyorsanız buraya tıklayarak okuyabilirsiniz.

    Zencefilin bal ile kullanımını merak edenler için de buraya linkini bırakıyorum. Bence güzel bir yazı olmuş bakmanızda fayda var.

  • ISIRGAN OTUNUN FAYDALARI

    ISIRGAN OTUNUN FAYDALARI

    Isırgan otunun faydaları saymakla bitmez. En bilinen faydası romatizmal hastalıklara iyi gelmesi. Nitekim Romalılar romatizma ağrılarını tedavi etmek için ısırgan otunu kullanmışlardır.

    Biyolojik olarak incelendiğinde terpenoidler, karotenoidler ve yağ asitlerinin yanısıra vitaminler, asitler içerir. Köklerinde ise aleanol asit, steroller ve steril glikozitler vardır. Tüm bu bileşenlerin iltihap ile ilişkili kronik hastalıkların önlenmesi ve tedavisinde işe yaradığı düşünülmektedir. çünkü antioksidan bakımından zengin olan ısırgan otu, hücreleri yaşlanmaya karşı korur. Yaşlanmanın yanısıra kansere karşı da koruyucudur.

    Isırgan otunun faydaları arasında sadece romatizmal hastalıklara iyi gelmesi yok tabi ki. İdrar yolu enfeksiyonları, diyabet ve yüksek tansiyona da olumlu etkileri bulunmaktadır.

    ISIRGAN OTUNUN KULLANNIM ŞEKLİ

    Isırgan otunu iltihap için kullanacaksak şu şekilde hazırlamalıyız:

    • Önce kiraz saplarını 5-7 dakika kaynatıyoruz.
    • Sonra içine 3-4 baş karabaş otu atıyoruz. 4-5 dakika da onu kaynatıyoruz.
    • Ocağı kapatıyoruz ve içine bir tutam ısırgan otu kurusu veya yaşı atıyoruz kapağı kapalı bekletiyoruz.

    Bu çayı 15 gün boyunca sabahları aç karna içiyoruz ve 15 gün ara veriyoruz.

    Isırgan otunu taze yapraklarla yapacaksak genel bir referans her bir ısırgan yaprağına iki bardak sudur. Çünkü ısırganı fazla koyarsak ani bir tansiyon düşüklüğü yaşayabiliriz.

    ISIRGANIN FAYDALARI VE ZARARLARI

    Isırgan otu türünün yaklaşık olarak 25 farklı türü vardır. Türkiye, Kuzey Amerika, Yer Zelanda ve Avrupa ısırganın iltihabi hastalıklara iyi gelen Urtica dioica türü bakımından zengindir. Urtica dioica türü romatoid artrit, alerji, kanser ,egzama, ateroskleroz ve diyabet gibi hastalıklarda etkilidir.

    ısırgan otunun faydaları

    Şunu da hatırlatmalıyız ki ısırgan allerjik reaksiyonlara sebep olabilir. Hamilelerin kasılmalarını artırma riski bulunduğundan erken doğuma sebep olma olasılığı vardır. Bu yüzden kullanmaları önerilmez.

    Isırgan otunun faydaları olduğu gibi zararları da vardır. Bunlardan biri de ilaç etkileşimidir. Örneğin kan inceltici , tansiyon ilaçları, diuretikler, lityum ve diyabet ilaçları ile birlikte kullanılmamalıdır.

    Isırgan otunun yaprakları ve gövdesinde bulunan dikenlerinde formik asit, serotonin, histamin, asetilkolin, lökotrienler vardır. Bu maddeler sağlıklı insanlarda da kurdeşen, döküntü, kaşıntı hatta nadir de olsa ölüme neden olma ihtimali var.

    Bu yüzden ısırgan kullanmayı düşünüyorsanız ve ilaç kullanıyorsanız bundan mutlaka doktorunuza bahseden. İlaçların yerini tutmayabilir ve ilaç kullananların doktoruna sormadan kullanmaması gerekir.

    Sağlık bölümünde buna benzer yazıların ilginizi çekeceğini düşünüyorum. Merak ederseniz buraya tıklayarak gözatabilirsiniz.

    Isırgan otu hakkında daha farklı kaynaklardan bilgi almak isterseniz sizin için buraya bir link bırakıyorum.

  • SPORDA EN SAĞLIKLI 10 HAREKET

    SPORDA EN SAĞLIKLI 10 HAREKET

    Bugün size en sağlıklı spor nedir ondan bahsedeceğiz. Hatta bu spor hareketlerinden 10 tanesini seçip ömür boyu kendimize arkadaş yapacağız. Sporda en sağlıklı 10 hareket nedir sorusunu merak edeniniz hiç oldu mu? Ama öyle hareketler olmalı ki ömür boyu yaptığımızda ve onlara sadık kaldığımızda bize yetsin. Hem kolay hem de çok etkili olsun.

    En sağlıklı spor dalı nedir? Kimine göre futbol, kimine göre basketbol, kimine göre atletizm. Tüm spor dallarının sınırlılıkları vardır. Yalnız çok yüklendiğimiz taktirde aşınmalar, kopmalar ve dejenerasyonlar yaşayabiliriz. Vücudumuzda belirli kasları çok çalıştırıp diğerlerini zayıf bırakabiliriz. Fakat bugün sizlerle spora farklı bir açıdan bakacağız. Tüm sistemin ihtiyacı olanı kadar hareketleri belirleyip sıralayacağız.

    sporda en sağlıklı 10 hareket

    Öncelikle şunu belirlemeliyiz ki sporu ne için yapıyoruz? Sorusunu iyi cevaplamalıyız. Kilo vermek için mi? olimpiyatlara hazırlanmak için mi? Sıkı bir vücut için mi? Sağlıklı, dinç yaşamak için mi? Bugünkü yazımızı da ona göre şekillendireceğiz.

    Spor hayatımızın belli bir bölümünde bize misafir gibi uğrayıp gidecek olan bir uğraş olmamalı. Hatta hayatımızın her haftasında bizimle birlikte olması gereken sıkı bir arkadaş olmalı spor. En fazla iki gün tembel ve hareketsiz kalma hakkımız var bence. Tabi ki o da yaşımız genç ise. Çünkü 35-40 yaşlarından sonra hareketsizlik bize merdivenin iniş basamaklarını üçer beşer atlattırır.

    Şimdi sağlıklı bir hayat ve vücudu diri ve dinç tutmak için spora ihtiyacımız olduğunu varsayalım. Ömür boyu kendimize yol arkadaşı yapacağımız spor hareketlerini belirleyelim. Ama bunu belirlerken kas ve iskelet sisteminden iç organlara kadar her bir yapıya iyi gelen hareketleri seçmeye çalışalım. En sonda ise günlük listemizi belirleyip yazalım.

    EN İYİ 10 HAREKET

    Böylece bu listede ısınma hareketlerine uygun hareketlerden başlayarak yorucu hareketlere doğru gideceğiz.

    Sporda En Sağlıklı 10 Hareket :

    1. Diz kaldırarak yürüme. Yalnız dizimiz yere paralel ve 90 derece açıda olarak olduğumuz yerde 40 tekrar.
    2. Squat. Eller düz öne uzanmış şekilde ,bel dümdüz, bacaklar omuz hizası kadar açık yere yakın olarak 20 defa çökmek ve kalkmak.
    3. Köşe şınav hareketi. Önce duvar köşesine gidip yüzümüzü duvara dönüp eller omuz yüksekliğinde fuara dayanıyor. ayaklar omuz genişliğinde açık, bel dümdüz şekilde duvara yüzümüzü yaklaştırıp ayırıyoruz. 20 tekrar ile.
    4. 3. maddedeki hareketteki pozisyonu bozmadan, önce sol elin işaret parmağı ile orta parmağını duvarda olabildiği kadar yukarı yürüterek bedeni duvara yaklaştırmak. Sağ elimizin de iki parmağı ile duvarda yükselme hareketi ile tamamlamak. (yan yağlar ve kasların çalıştırılması için.) Sol el 20, sağ el 20, toplam 40 defa
    5. Barfix. 20 tekrar. (Önce sallanma sonra yukarı kısa çekişler ile devam. )
    6. bacaklar ve sırt dümdüz şekilde el parmaklarını ayak parmaklarına değdirmek. 20-40 defa.
    7. Omurgamızın tam ortasına kadar gelen bir sandalyede olabildiğince geriye doğru kaykılmak.
    8. Ellerimize küçük su şişelerini alarak yere yüz üstü yatıp ayaklar ve elleri aynı anda kaldırarak kanat hareketi yamak. Fakat 20-40 defa en az.
    9. İp atlama. 20-40 defa.
    10. Step 20-40 defa.

    Sonuç olarak bu sporları yaparak çok fit bir görüntüye kavuşacak ve zinde olacaksınız. Tabi ki sadece sporla yetinmemelisiniz. Fakat sağlıklı yiyeceklerle de kendinizi formda tutmalısınız. Bu konu ile ilgili size önerim buradaki sayfaya bir göz atmanız olacak. Harika tarifler bulacaksınız.

    Sayfamızın sağlık bölümünde ilginizi çeken yazılar bulabilirsiniz. Gezinmek isterseniz buraya linkini bırakıyorum.

  • Sistemik Lupus Eristematozus ve Çaresi

    Sistemik Lupus Eristematozus ve Çaresi

    Bir kaç ay oldu öğreneli. Sistemik lupus eristematozus ve çaresi adlı yazımızda yaşadıklarımı yazacağım.

    Adını bile söyleyemediğim, duymadığım hastalıklar lupus ve sjögren sendromu artık ömür boyu benimle. Çünkü tıpta çaresi, tedavisi olmayan hastalıklar arasında geçiyor.

    Sistemikten de anlaşılacağı gibi tüm sistemi tutuyor.En korkunç olanı da tedavisi yok! Sadece ağır ilaçlarla baskılanabiliyor. Yani tedavi edilemiyor sadece baskılanabiliyor. Lupus tüm vücudun bir uyaran sebebiyle kendi sağlam dokularını yabancı olarak algılayıp onlara saldırmasıyla alevleniyorve iltihaplanma başlıyor. İltihap tüm vücuda yayılıyor. Bazı organlar daha çok iltihap topluyor ve bunu bizim vücudumuz kendi yapıyor. O iltihaplanan organı da ortadan kaldırmak için savaşıyor. Ne yazık ki işlemez hale getiriyor. Bu iltihaplanmayı önleyemiyoruz. Doktorlar kortizon ve bağışıklık baskılayıcı ilaçlarla biraz hızını yavaşlatabiliyorlar. Bu da tam bir tedavi sağlamıyor. İşte bu yazımızda iltihabı önlemek için çarelerden biri olan, hangi yiyecekleri yemeli, neleri hayatımızdan çıkarmalıyız, ona bakacağız. Glüten, et ve şekere dikkat edeceğiz.Çünkü en çok iltihaplanmaya sebep olan yiyecekler, glüten, süt ürünleri, şeker diyebiliriz.

    Lupus Nereleri Tutuyor?

    Sistemik lupus eristematozus ve çaresi araştırılıyor.Bu hastalık baştan sona yıpratıyor, sarsıyor, üzüyor, şaşırtıyor.Ama yaşıyorsun işte… Çaresi olmayan, tıbbın henüz çözemediği hastalıklardan biri lupus. Ne zaman nereyi tutacağı belli olmayan sinsi bir düşmanla uyuyup uyanıyorsunuz.

    sistemik lupus eristematozus ve çaresi

    Beyin, kalp, akciğer, mide, böbrekler, karaciğer, damarlar, kas iskelet sistemi… Tutmadığı yer yok. Üstelik ilaç kullanmaya rağmen organ tutulumu yapabiliyor. Tutulum derken, bir organa sizin kendi bozulmuş T hücreleriniz saldırıyor. Aşırı iltihaplanmasına sebep olarak o organı yok edene kadar kemiriyor tabii caizse. Sonra bir gün ansızın böbreklerinizin çalışmadığını öğreniyorsunuz. Genellikle teşhis bir organı bitirdiğinde konabiliyor. O kadar sinsi ilerliyor ki, hiç bir normal tahlilde çıkmıyor. Doktorların anlaması ancak bir yerlerde patlak verdiğinde mümkün oluyor.

    Benim teşhisimin konabilmesini mümkün kılan da gözle görülür belirgin bulgulardı. Yüzde geçmeyen büyük kırmızı noktalar, saçların tepeden ani dökülmesi gibi.

    Halk arasında kelebek hastalığı denmesinin nedeni de bu yüzdeki kızartıların kocaman bir kelebeğe benzemesi. Şükrediyorum ki bir organ tutulumu ile ortaya çıkmadı.

    sistemik lupus eristematozus ve çaresi

    LUPUSTA TIP NEREDE?

    Tıbbı ilerledi sanıyordum.Tıp daha işin başındaymış meğer. O kadar çok ki çaresiz dertler. Dermansız dertlerle boğuşan bir çok insan var benim gibi. Yukarıdaki iki görsel bizzat bana ait. Lupusun atak döneminden.

    Peki böyle hastalığın bizi ele geçirmesine seyirci mi kalacağız? Hayır! Korkmayın! Yapılacak önemli şeyler var. İlk önce bilmemiz gereken; bize en çok yine bizim faydalı olabileceğimizdir. Bunlar öylesine, size moral olsun diye söylenmiş sözler değil. Çünkü nadir de olsa bu hastalıktan kendi çabalarıyla kurtulmuş insanlar var. Bu kişiler isimlerini yayınlamamışlar, ne yaptıklarını yazmışlar. Nasıl bir yol izlediklerini yazmışlar. Bizler de onları taklit ederken kendi vücudumuzu dinleyeceğiz. Bu yaptıklarımızın bize iyi gelip gelmediğini sorgulayarak ilerleyeceğiz.

    Kim bu insanlar peki? Biri Türkiyeden bir doktor. İsmi cismi yok. Sadece kısa bir mektubu yayınlanmış. Kendi doktoruna teşekkür ettiği bir mektup. İyileşmiş. Doktoruna, kendisine yol gösterdiği için minnetlerini iletiyor. Mutlaka rastlamışsınızdır. Bu hastalığa yakalanıp da araştıramayan yoktur sanırım. Bir yerlerde karşınıza çıkar bu mektup. Yani elle tutulur, iyileşme hikayesi, hem de bizim ülkemizde. Bu doktor hanım neler yapmış kısaca bahsedeceğim size.

    Lupus ve Beslenme İlişkisi

    Hatırı sayılır bir ilişki var lupus ve beslenme arasında. Çünkü sadece beslenme alışkanlıklarımızı değiştirerek lupusu kontrol altına alabiliriz.Yukarıda bahsettiğim doktor hanımı taklit ederek aynı izleri takip edelim.

    Beslenmesinde resmen kökten değişim yapmış bu doktor.Aynı şekilde bazı akıllı insanlar, sadece beslenmelerini değiştirerek bu hastalığı dizginleyebilmişler. Vücudumuzun dışarıdan bu kadar toksin maddeye maruz kalarak isyan ettiği bir hastalık bu lupus. Bu açıdan bakıldığında doğduğunuzdan beri nasıl bir mücadele verdiğini düşünsenize bedeninizin. Çünkü bulduğumuz her şeyi yiyerek ona yeterince kötü davrandık. İşte tam da bu yüzden hastalandık.

    Size klişe gelebilir ama bu diyete kesin anayasal kurallarmış gibi bakmalı ve çok ciddi uygulamalıyız. İlk kural öncelikle dışarıda yemek yemeyeceğiz. İkincisi de satıcıların söylediklerine inanmayacağız. Doğal gübre kullanıyoruz veya organiktir demelerine asla kanmayacağız. En ufak bir glüten kalıntısı bile bizim diyetimizi çöp edebilir. Bunu unutmadan, bu çok katı bir diyet olmuş demeden okuyun lütfen. Çünkü sadece beslenmeyi düzelterek çaresi bulunamamış bir hastalığı iyileştirmeye çalışacağız. Öyle ki yemeğin içindeki o az miktardaki buğday ununun bile bize neler yapabileceğini tahmin bile edemezsiniz.

    lupus ve beslenme

    Şimdi madde madde sıralayalım neler yapacağımızı ve yapmayacağımızı; Bu maddeler bir defalık bile terk edilmemelidir. İstikrarlı bir şekilde yaşam tarzı haline getirilmelidir.

    • Glüten sıfır olmalı,
    • Su, pakete girmiş su değil temiz kaynak suyu olmalı ve yemeklere de bu su Bu suları saklamak için plastik kaplar değil cam kaplar içinde en çok üç gün saklanır.
    • Pakete girmiş tüm hazır gıdaları terk etmek gerekir.
    • Kaliteli yağlar çok az miktarlarda yenir. ( sade yağ ve soğuk sıkım zeytinyağı gibi)
    • Dışarıda yemek yenmemeli, yenecekse evden götürülebilir. (Mısır unundan ekmeği evimizde kendimiz yapabiliriz. Çünkü dışarıda yemek için çantamızda hep bulundurmalıyız ki aç kalınca atıştırıp zararlı gıdalardan uzak kalabilelim.)
    • Atıştırmalık olarak kavrulmamış kabuklu doğal haliyle satılan kuruyemişler ve özellikle kurumuş doğal meyveler her zaman çantamızda ve evimizde olmalı. ( Elma kurusu, kayısı kurusu, cennet hurması kurusu…)
    • Et olarak da en güvenilir okyanus balıkları çok isabetli olur. Çünkü hormonsuz katkısız etlere ulaşmak da imkansız olduğundan tavuk, hindi, kıyı balıkları da şaibeli.
    • Şeker hiç bir şekilde kullanılmamalı. Sadece meyve şekeri, o da makul miktarlarda. Örneğin üzüm çok şekerli olduğu için, daha az şeker ihtiva eden elma tercihimiz olsun.
    • Yemeklerimiz sebze ve meyveler olmalı. Pişirme hafif haşlama, az yağda buğulama şeklinde olsun. Mümkün olduğu kadar pişmemiş, katkısız gıdalarla karın doyurmak gerekir.
    • Takviye vitaminler destekler de doktor kontrolünden geçtikten sonra. (spiriluna, magnezyum, balık yağı, probiyotikler, propolisler.) vitamin eksikliğinde, hücre içi vitamin ölçümü. Çünkü bazen normal tahlillerde iyi çıkan değerler, hücre içi ölçümlerde eksik çıkabiliyor.
    • Tuz mümkün olduğunca az ve kalitelisi kullanılmamalı.
    • Stres yönetimi
    • Meditasyon
    • spor mutlaka devamlı hale gelmeli.
    • Doğu nefes tekniklerini öğrenmek gerekir.

    LUPUS TEDAVİ EDİLEBİLİR BİR HASTALIK OLACAK

    Bu şekilde zaman kazanabiliriz. Zaman kazanabiliriz diyorum çünkü lupus tedavi edilen bir hastalık olacak. Çalışmalar ümit verici. Nitekim kök hücre bir çok hastalıkta kesin çözüm sunduğu gibi lupusta da kesin tedavi olma imkanı veriyor. Çünkü Amerika’ anın Chicago eyaletinin Northwestern Üniversitesinde bağlı Feinberg Tıp Fakültesinde gerçekleştirilen araştırma ümit veriyor. Bu alanda 27 yıl boyunca araştırma yapan profesör Datta ve ekibi çalışmalarını bilimsel kaynaklarda yayınladı.İlerideki bir tarihte aşısını bulacaklar. Bu ilerideki tarih ise şu anda belirsiz. Böylelikle bizler de yiyeceklerimizi dikkatlice seçerek kendimize zaman kazandıracağız.

    Aynı zamanda sistemik lupus eristematozus hastalığının çaresi bulunduğunda, bu yöntem bir çok hastalığın da çözümüne ışık tutacak. Otoimmün hastalıkların çoğunun bu yolla tedavisi bulucacak. Kanser, koah, yaşlılık dejenerasyonu hatta otizm gibi hastalıklarda dahil. Yani bu deformasyon sürecini tersine çevirerek tahrip olmuş dokuları onararak fabrika ayarlarımıza yaklaştırılacağız.

    Bu yazıda bahsettiklerim benim tecrübelerimdir. Bilimin ışığında tahminlerim ve araştırmalarımdır. Hastalıktan kesin kurtulma gibi bir garanti veremem. Çünkü yok. Genellemeler yaparak bir orta yol çizmeye çalıştım. Çünkü bu yazı kesin bir tedavi ümidi veya ümitsizliği vermek için yazılmadı. Doktor kontrollerimizi ve ilaçlarımızı aksatmadan elimizden geldiği kadar sorunsuz bir süreç geçirmeliyiz.

    Aşağıda yorumlar bölümüne yazın lütfen, siz,sistemik lupus eristematozus , bu teşhisi alanlar, hastalığı nasıl yönetiyorsunuz? Tavsiyeleriiniz var mı?

    Merak ederseniz diye buraya farklı bir sayfadan link bırakıyorum. Dilerseniz bakabilirsiniz.

    Sayfamızın sağlık bölümünde başka konularda da ilginizi çekebileceğini düşündüğüm bir yazı var. Buraya linkini bırakıyorum. Bir göz atabilirsiniz.

  • SJÖGREN SENDROMU VE BESLENME

    SJÖGREN SENDROMU VE BESLENME

    Sjögren sendromu ve beslenme ilişkisine başlamadan önce, ben de bu teşhisi almış biri olarak, nedir bu sjögren kısaca bahsedeyim.

    Sögren sendromu otoiümün bir hastalıktır. Lenfosit adı verilen beyaz kan hücreleri salgı bezlerini işgal eder. Vücudun dış salgı bezlerini hedef alan savunma sistemimiz şaşırmıştır. Kendi sağlıklı dokularını düşman istilacılar olarak algılar ve saldırır. Yani bedenimiz kendi kendine savaş açar. Kuru göz ve kuru ağız en belirgin özelliğidir.

    Genellikle tükrük bezlerini ve göz yaşı bezlerini hedef alır. Ama bu kadar masum kalmaz bazı vakalarda. Eklem iltihabı, karaciğer, böbrek tutulumu gibi etkiler de gösterebilir. İki tür sögren vardır.

    İlki, nedeni belli olmayan kendi kendine çıkan yalnız sjögren, buna prime tip denir.

    İkincisi,otoimmün hastalıklar SLE veya RA (Sistemik lupus eristematoz veya ramatoit artrit ) gibi hastalıklara eşlik eden sekonder tip.

    BESLENME VE SJÖGREN

    Tüm otoimmün hastalıklarda önemli olan beslenme sjögrende de önemlidir. Sjögren sendromu ve beslenme konusunda en önemli husus su içmek. Günde en az iki buçuk litre su içilmeli. Hatta sjögren sendromunu sadece bol su tüketerek atlatan insanlar olduğunu da söylemem gerekir. Eğer atak dönemi geçiriyorsanız, tüm vücudunuz kıpkırmızı ve iyneleniyor gibi batıyorsa atak geçiriyorsunuz demektir. İlk yapmanız gereken şey su içmeyi abartmak olmalı.

    Su içemiyorum gibi bir bahaneyi kaldırmaz Sjögren sendromu. Yemek yerken içerken sıcak soğuk yiyeceklere de dikkat etmeli, mümkün ise sadece oda sıcaklığındaki besinler tüketilmelidir. Doğal yiyecekler otoimmün hastalıkları olan tüm insanlarda önemlidir, olmazsa olmazıdır. İmkanı olanlar kendi sebzesini meyvesini yetiştirsinler. Doğal gıdaya ulaşmak günümüzde çok zor. Pazarlarda köylülerin sattığı her şeye tarım ilaçları, suni gübre bulaşmış durumda. Bilinçsizce kullanılan o tarım ilaçları, bitkileri aşırı ürün vermeye mecbur ettiği için üreticinin çok hoşuna gidiyor. Oysaki insan sağlığına çok büyük zararlar verip bizi hasta ediyor.

    Sjögren sendromu ve beslenme ilişkisinde paketli gıdayı, hormonlu, GDOlu gıdayı ,şekeri ve glüteni sever.Öncelikle bu işlenmiş gıdaları terk etmeliyiz. Sıcak ve soğuk besinleri, bayatlamış her türlü yiyecek ve içecek bize normal insandan daha fazla zarar verir.

    SJÖGREN VEGAN İLİŞKİSİ

    Eğer kesin çözüm istiyorsanız, kafaya koyduysanız sjögren sendromunu yenmeyi o zaman size en iyi önerim soğuk vegan beslenmektir. Aynı zamanda da yağ kullanımını minimum seviyeye çekmelisiniz.Ben neler mi yapıyorum?

    Ben sadece soğuk sıkım zeytinyağı ve tere yağı kullandığımı belirteyim. Yoğurt ev yapımı olmak şartıyla çok çok az günlük yarım su bardağı kadar. Süt hiç yok. Çok aramıyorsanız yoğurdu tamamen çıkarabilirsiniz listenizden. İğde çekirdeği tozu, dut yaprağı kurusu,koyu yeşil yapraklı sebzeler kalsiyum ihtiyacınızı fazlasıyla karşılayacaktır.

    Vitaminler olmadan vegan beslenme sağlıklı olmaz. B12, magnezyum, D vitamini, propolisler, probiyotikler de mutlaka doktora sorularak kullanılmalı.Örneğin spiriluna benim olmazsa olmazım.

    Tam olarak bu bir vegan beslenme değil. Çünkü vegan hiç bir hayvansal ürün tüketmez.Benim diyet listemde balık var, organik olduğundan emin olursam koyun, keçi eti var. Ben tamamen vegan beslenmeye veya soğuk vegan beslenmeye geçtiğimi söyleyemem.

    Soğuk vegan beslenmede pişirme de yok. En çok 40 dereceye kadar ısıtabiliyorsun.Tahılları pişiremediğimiz için onları ancak filizlendirerek tüketebiliyorsunuz. Oldukça zor bir diyet. Bunu uygulamamız çok zor biliyorum.Lakin, sjögren sendromunu tamamen beslenme düzeni ile ortadan kaldırmış bir örnek var dünyada. Bunu bilmek denemeye değer dedirtiyor. Venüs Williams. Merak ediyorsanız buradaki linke tıklayarak bir göz atabilirsiniz. Eminim Venüs Williams’ ın hikayesi sizi çok etkileyecek. Dünyada sjögreni tamamen silen, bulabildiğim tek kişi kendisi.

    Şimdi size bir haftalık diyet listesi örneğini Türkiye şartlarına göre yazayım.Ben bunları yapıyorum.Her şeyin köyden, tamamen doğal ata tohumlarından elde edilmiş, koruyucusuz, katkısız olduğunu belirtmeme gerek duymuyorum. Zira tüm bu anlattıklarım boşa gider. Köyden derken gidip köylü pazarından sorgusuz sualsiz güvenerek almamlıyız. İlaçlı tarım en fazla köylerde ve bilinçsizce yapılıyor. Bunu da unutmayalım.

    SJÖGRENDE BESLENME NASIL OLMALIDIR?

    Bu bir öneri. Benim bir günüm, diyebilirim.

    • kahvalatı : kuymak( az tuzlu veya tuzsuz eski kaşar ile )
    • ara öğün:avakado veya armut olabilir.
    • öğle: mevsimin sebze yemeği ve az pilav salata
    • ara öğün:az şekerli meyve veya sebze ( burada domates salatalık olableceği gibi ejder meyvesi, olmamış muz, mürdüm eriği,şeftali, kayısı, vişne, böğürtlen, mavi yemiş, nar, elma, armut, çilek, dut … mevsime göre en fazla iki çeşit olmak şartıyla abartmadan ara öğün yapılırsa doğru olur.)
    • akşam:balık, salata, sebze çorbası.

    En çok zorlanılan konu kahvaltı. Ekmeğin beslenmeden çıkmasıyla kahvaltı fakirleşiyor gibi görünebilir. Oysaki, tam tersi. Ekmekle boş şişkinlik yapacağınız midenizi faydalı besinlerle dolduruyorsunuz. Doyma hissini ekmek değil renkli gıdalar alıyor. Sögren sendromu ve beslenme ilişkisi bizim sandığımızdan çok daha fazla gördüğünüz gibi.

    Şimdi gelelim başka önemli konuya! Atıştırmalıklar yok mu hayatımızda! Korkmayın tabii ki var. Meyve kuruları. Elma kurusu, Cennet hurması kurusu, normal hurma, şu yaş olmamış nohutlar veya haşlanmış nohut, leblebi, tüm kavrulmamış kuruyemişler, fındık, badem, ceviz, kaju, çekirdekler… Serbest.

    FABRİKA AYARLARINA DÖNÜŞ

    Aslında özetle, bozulan savunma sistemini fabrika ayarlarına çevirmeye çalışıyoruz. Bunu yaparken de taaa atalarımızın beslenmelerini örnek alıyoruz. Barsak floramızı onlarınkine ne kadar yaklaştırırsak o kadar sağlığımıza da yaklaşmış olacağız. Bu da demek oluyor ki ilk insan gibi yaşamaya çalışmalıyız. Pişirmeden, ezmeden, sıkmadan, dondurmadan, pastörize etmeden, vakumlamadan, tuzlamadan yemeliyiz. Çünkü doğadan olduğu haliyle soframızda olmalı.

    Baklagilleri öğütecek dişlerimiz yok. Çünkü biz insanoğlu ancak dişimizin kestiği yumuşak şeyleri yiyebiliriz. Tabii ki pişirmediğimizde. Çünkü pişirmek yiyeceklerin besin değerini çok fazla öldürüyor. Aynı zamanda dondurmak genetiğini değiştiriyor yiyeceklerin. Kısacası saklama koşulları yiyecekleri öldürüyor, bizler de ölü yiyecek yiyoruz. Sonra bizim hücrelerimiz bu gelen besinleri tanımıyor bence. En azında bende öyle oluyor sanıyorum. Araştırdığım kadarıyla.

    Nedeni belli olmayan hastalıklarda beslenmeyi ve çevre şartlarını suçluyoruz haklı olarak. Çünkü ihtimaller arasında geçiyor. Bu durumu düzeltmenin de çaresi, saçma sapan beslenme alışkanlığımızı değiştirmek. Diyelim ki tahıl yemek istiyorsak, ancak filizlendirerek yiyebiliriz. Et yemek istiyorsak çiğ, süt içmek istiyorsak kaynatılmamış süt içebiliriz. Bunlar da hastalığa sebep olacağı için hiç yememek en iyisi. En azından bu hastalığı atlatana kadar.

    Sağlık bölümünde ilginizi çekeceğini düşündüğüm ” Fibromiyalji Değil Lupus” isimli yazıya ulaşmak için buraya tıklayabilirsiniz.