Eşek sütü kremi ile ilk kez, satıcının elime zorla sürmesiyle tanıştım . Ellerim o kadar yıpranmıştı ki, bir anda talaşlı deri dümdüz pürüzsüz oluvermişti. Hiç abartmıyorum. Anında cildim çorak toprak gibi kremi içti. dümdüz oldu.
Eşek sütü kremi ellere ve yüze sürülebiliyor. Hem de gece ve gündüz ayrımı olmadan. Tam benlik. Çünkü, geceyi gündüz, gündüzü gece kullanarak işi batırdığım için fazla düşünmeyi gerektirmemesi benim için iyi oldu.
Fuarda karşılaştığım bu eşek sütü kremini almadan uzaklaşıyordum ki…Yürüdüm, yürüdüm, baktım ellerime. Sonra döndüm geriye, ” ya sen ne sürdün böyle ne var bunun içinde?” dedim. ”Eşek sütü kremi bu ”dedi satıcı, içinde eşek sütü varmış. Aldım hemen hazine bulmuş gibi attım çantaya.
Şimdi ellerime, yüzüme hatta boynuma sürüyorum, yumuşacık yapıyor. Dümdüz oluyor cildim. Sonra araştırdım, gördüm ki içindeki maddeler o kadar faydalıymış ki… Bu faydanın sebebi, eşek sütünün anne sütüne oldukça denk sahip olması bence.
Gelin şimdi bakalım bu krem başka nelere iyi geliyor ve içinde hangi vitaminler var.
Eşek Sütü Kremi Nelere İyi Gelir
Bu sütte laktoz miktarı biraz fazla ama, A vitamini, B1 vitamini,B2 vitamini, C vitamini, E vitamini açısından oldukça zengin. İmmün sistem hastalıklarına çok iyi gelen bu sütün diğer bir olumsuz yanı, biraz pahalı olması. Bunun sebebi de dişi bir eşeğin bir günde ancak yarım litre kadar süt verebiliyor olması.
Astım bronşit gibi üst solunum yollarının iyileşmesinde küçümsenemeyecek bir paya sahip olan değerli bir gıda eşek sütü. Kolon kanseri, sedef hastalığı, bağışıklık sisteminin güçlenmesi ve kemik erimesi, iyi geldiği hastalıklardan.
Eşek sütü çiğ olarak kullanıldığında etkisinin çok daha fazla olduğu biliyoruz. Bu yüzden pişirilerek değil de çiğ olarak kullanılması tavsiye ediliyor.
Kozmetik alanında ise, eşek sütü kremi, güneş lekelerinin giderilmesinde, akne, sivilce, yaşlılık izleri, kırışıklıklara iyi geliyor. İçinde D ve B vitaminleri ile omega3 bulunuyor. Güzelleşmenin arkasında da bu değerli vitaminler var tabi ki.
Beni en çok ilgilendiren kısmı, kırışıklıkları gidererek yaşlanmayı geciktirmesi tabi ki.
Çiğ olarak eşek sütünü bir pamuğa bandırarak cildimizi sildiğimiz taktirde sonuçlara çok ama çok şaşıracakmışız. Kullananlar öyle diyor. Öyleyse deneyelim ve görelim eşek sütü kremi neler yapıyormuş bakalım.
Daha farklı bir yazıdan da bilgi almak isterseniz buraya linki bırakıyorum. Bakabilirsiniz.
Sayfamızın sağlık bölümünde benzer yazıları bulabilir ve inceleyebilirsiniz. Örneğin; Atkestanesi kremini merak ediyor musunuz? Göz atmak için tıklayın.
Atkestanesi kreminin faydaları nelerdir size onu anlatacağım bugün. Bu mucize bitkinin çok fazla bilinmemesine şaşırıyorum. Neredeyse iyi gelmediği bir hastalık yok. Güzellik de veriyor. EE o zaman neden daha fazla kullanmıyoruz bu kremi? Ben atkestanesi kremiyle kas ağrılarım sayesinde tanıştım. Sevgili komşumun bana ’’ bu kremi sür çok iyi gelecek’’ demesiyle. Pek inanmasam da kırmamak için almıştım. İyi ki almışım. İyi ki beni bu kremden haberdar etmiş.
Atkestanesi Kreminin Faydaları Nelerdir?
Güzellik ve kozmetik alanında da kullanıldığı gibi sağlık alanında da faydalanılan bir bitkidir. At kestanesi kreminin faydaları saymakla bitmez. Bunlara şöyle kısaca bir göz atacak olursak; Kan dolaşımını hızlandırarak cildin canlı ve daha sağlıklı görünmesini sağlar. Genç Cildi daha sıkı ve gergin yaptığı için gözenekleri kapatır. Eğer cildinizde damarlı bir görüntü varsa, veya kılcal damar varisleriniz varsa bunlara kısa bir süre sonra etki ediyor.
Atkestanesi kreminin diğer faydası da eklem ve kas ağrılarını ciddi miktarda hafifletir. Yumuşak doku şişmesi ve bağırsak mesane sorunlarında kullanılır. Günümüzde bacaklardaki damar problemleri (kronik venöz yetmezlik) , ödem, hemoroid tedavilerinde kullanılır.
ATKESTANESİVE KOZMETİK
Atkestanesi kreminin faydalarını daha detaylı anlatayım. Mesela bu bitkinin içeriğinde bulunan apigenin sayesinde sarkan deri toparlanarak kırışıklıklar giderilir. Böylelikle yaşlanmayı da geciktiren bir yapısı vardır, üstelik damar üzerlerine sürüldüğünde kan dolaşımını hızlandırır. Kan dolaşımının hızlanması demek öncelikle beyin sağlığının korunması, kronik stresin ve yorgunluğun giderilmesi demektir. Bu sayede damar tıkanıklıklarını da önlemektedir. Böylelikle Romatizma hastalıklarına da iyi gelmektedir.
Atkestanesi kreminin faydalarından biri de güzelleştirmesi. Ciltteki sivilce ve damarlı görüntüyü yok etmede etkilidir. Cildi güneşin zararlı etkilerinden korur, vücuttaki ödemi alır, yağı saça sürüldüğünde çok iyi gelir, dökülmesini engeller. At kestanesi kreminin faydaları yanında zararları da var. Bu bitki işlemden geçmeden tüketilirse çok ciddi sağlık sorunlarına hatta ölüme bile sebep oluyor. Çünkü içeriğinde ‘’ eskulin’’ adı verilen zehirli bir madde var. Bu eskulin maddesi DNA hasarına yol açıyor. Baş ağrısı, felç, mide bulantısı ile komaya sokabiliyor ve bu durum bazen ölümle bile sonuçlanabiliyor. Yani at kestanesini doğada bulduğumuz haliyle asla tüketemeyiz. Mutlaka işlemden geçmesi gerekir.
Atkestanesi kreminin faydalarını çeşitli bitkilerle karıştırarak da artırmak mümkün. Nitekim bu kremin üretiminde bazı firmalar içine biberiye, sarı kantaron bitkisi, nane gibi bitkilerle etkisini daha da artırmışlardır. Kısacası bu sayede kullanım alanı çeşitlenerek, kolaylaşmıştır.
Atkestanesi kreminin faydaları ile ilgili farklı bilgiler ve bakış açıları için buraya tıklayabilirsiniz. Sayfamızın sağlık bölümünde farklı konularda bilgilendirici yazılar için ise buraya tıklayabilirsiniz.
Nasıl geçer bu ağrı? Geçeceğinden ümidinizi kestiğiniz ağrılarınız mı var? Size hiç geçmeyecekmiş gibi mi geliyor. O halde bir bakalım Ağrıların Sebebi Nedir? Bir bakalım. Yalnız önce doktora gittiniz, tüm tetkik ve tahliller yapıldı sonuç alınamadı varsayıyorum. Öncelikle bu bir tedavi tavsiyesi değildir.
Bazen sebepli, bazen sebepsiz başlayan ağrılar hayat kalitemizi olumsuz etkiliyor.
Ağrı nedir? Aslında Ağrı vücudumuzun herhangi bir yerinde meydana gelen bir acil durum sinyalidir. Aksaklığı belli etme haber verme ve farkına varmamıza yardımcı olur. Bense size sadece yaşadığımı, yaptığımı ve sonucu anlatacağım, ağrı nasıl geçti? Haydi gelin başlayalım.
Ağrı Nasıl Başladı
Size önce ağrı ile nasıl tanıştım onu özetlemeliyim. Bir tetik noktadan çıkıp, dayanılmaz, inleten ve hiç dinmeyen ağrılarla tanıştım . Üstelik belirli bir yeri olmayan ağrılar 2017 de yavaş yavaş hayatıma girdi. Vücudunuzda gezen , sizi uyutmayan ,yorgun uyandıran, uykuda bile geçmeyen ağrılar ile bundan tam 8 yıl önce tanıştım. (2025 martta bu yazıyı yazdım.)
Tabi nedenini bilmiyorum ve doktor doktor geziyorum. Gitmediğim fizik doktoru fizyoterapist, ortopedist kalmadı. Daha saymadığım bir çok dalda doktor gezdim. Bir yandan da internetten araştırıyordum. Bu arada fizyoterapiste gidip kupa ve kuru iyne de yaptırdım. Kısa süreli bir rahatlama sağladı tıpkı kaplıcaların yaptığı gibi. En fazla bir hafta rahat gibi ve sonra tekrar ağrılar başlıyordu.
Bir fizik doktorunun çaresiz bir yüz ifadesi takınarak fibromiyaljiye uyan belirtilerin var demesiyle araştırmalarım bu yönde yoğunlaştı. Fakat her doktor farklı bir hastalık ismi söylüyordu. Miyofasiyel de bunlardan biriydi. Doktorların neredeyse hepsi beni ağrı kesici ile eve gönderdi. Ben doktorların benle ilgilenmek istemediğini , anlamadıkları için kurtulmak istediklerini düşünüp diğer tüm alakalı alakasız doktorları dolaştım. Sonuç aynı, hüsran. Ne bulduysam okudum araştırdım ağrılarla ilgili. Bir sonuca varamadım araştırmaya hep devam ettim.
En az 3 aydan fazla süren ve geçmeyen ağrılar. Sabahları yorgun ve yoğun ağrı ile uyanmak, ki gezinince ağrının biraz kaybolması, aşırı yorgunluk, tahammülsüzlük. Huzursuz bacak sendromu, huzursuz bağırsak sendromu, uyku bozuklukları ve daha bir çok belirti bende ağrı ile birlikte vardı. Fibromiyalji mi miyofasiyel agrı mıydı neydi bu? Artık ağrılar dayanılmaz olmuştu. Büyükşehirlere gidip profesörlere göründükten sonra teşhis alıp bir takım ilaçlara ömür boyu olma şartıyla başlamıştık.hastalığın adını yazmıyorum. Merak edenler için buraya limkini bırakacağım. ilaçlara başladıktan sonra ağrılarımın geçeceğini yatışacağını ummuştum ama hayal kırıklığına uğradım. Ağrılarım da hiçbir değişiklik olmamıştı yüzümdeki kızarıklıklar geçti ve 3-4 ay sonra dökülen saçlarımın yerine yenileri çıkmaya başlamıştı ama ağrılarım da hiçbir değişiklik olmuyordu.
Hastalık Neden Beni Seçti?
Kişisel tecrübelerim ve bizzat yaşadıklarımın ışığında size neden bu hastalığın beni seçtiği hakkında oldukça gerçekçi tahminlerimi söyleyeyim.
Öncelikle ben kendimden çok çevremi ,yani ailem, çocuklarım, kedilerimi düşünen biriyim. İşim , dahil bir çok etkeni hayatımın merkezine almıştım. Bu bir miktar doğru bir davranış gibi görülebilir. Yanlış şu ki; ben önceliklerimi gerçekleştirdikten sonra kendimi ihmal ettim. Ben hep listenin en sonundaydım. Sıra bana geldiğinde orada bırakıyordum. Savsakladım, işim bitti, dedim sıra bana gelince 🙁 işte en büyük hatam buydu! )
Bu beden herkese koşup yetişti, ama kendine gelince sırtını döndü. Umursamadığım bedenim bana küstü. Evet ! umursamadığım bedenimi küstürmüştüm. Hiç dinlemedim ki onu! Herkes doydu ben yemeden doydum, herkes mutlu olunca ben kendini mutlu sandım, herkes gezmek istedi ben yorgunken bile gezmeye itaat ettim, herkes yetiş dedi ben yetiştim. Ama kendime geç kaldım.
Şimdi
Şimdi de nazlı hale gelen bu bedene kulak kabarttım. Sitemlerinde çok haklıydı. Su içmeyi unutur mu insan! yemek yemeyi ya da. Ben unuturdum hep. Yemek hazırlar, servisi yapar, hatta yemeği neredeyse bitirmelerine yakın, anca sofraya oturabilen ben, yorgunluktan, asla doymadan ve herkesi doyurmanın huzuruyla sarhoş bir doygunluk hissederek sofradan kalkardım. Nereye giderdim peki , çamaşır katlamaya, evi yerleştirmeye, ütüleri bitirmeye, bir yerleri silmeye … Bu tatil günümdü üstelik. Ve yarın tekrar mesai rutin işler ama ağır ve geç saatte biten işler..
Sonuç olarak ,ağrılar , ağrılar, ağrılar, sebepsiz dayanılması güç, gezen hayalet ağrılar. Hiç bir tahlilde, görüntülemede çıkmayan ağrılar…Ağrılar yakama kan davalı gibi yapışmıştı. Öyle bir ağrı yok! Hiç dinmiyor! Abartmıyorum uyurken bile hiç dinmeyen o amansız ağrılar, beni yoğurdu, yordu, bıktırdı, hayat tadımı aldı götürdü.
Ağrı İle Mücadeleye Hayat Tasızımı Değiştirerek Başladım
Hayat tarzımı değiştirerek hastalıklarımı nasıl remisyon‘a soktum yani uyuttum? Önce kendimi dinledim. Hareketsizdim. Arabaya bin, işe git, akşama kadar otur, eve gel gene koştur. Koştur dediysem öyle koşmak değil 90 metrekarede yürümek, ayağa kalkmak, az biraz hareket etmek. Bunlara, tekdüzeliğe son vererek başladım değişime.
Önce Spor Dedim
Yürüdüm, sıkıldım. Koştum, sıkıldım. Evde müzikli aerobik yaptım sıkıldım. Oryantel öğrenmeye çalıştım videolardan, beceremeyince:) ondan da sıkıldım. Ama sonunda buldum sporumu. Tenis! Tenisten hiç sıkılmadım. Ondaki sorun da rakip bulmaktaki zorluktu. Kimse oynamak istemiyor! Ben de, 4 metre yüksekliğinde bir duvar buldum stadın bir köşesinde. Geçtim duvarın karşısına aldım topu raketi başladım ufak ufak oynamaya. Oh ne güzel topu atmasını beklediğim veya iki de bir topu kaçıran rakibim yok. Top attığım gibi bana geri geliyor. Ne kadar da zevkliydi. Apartman duvarı da değil ,tık tık top sesiyle rahatsız ettiğim kimse de yok. Devam ettim. Bana göre olan sporu bulmuştum. İple çekiyorum şimdi spor günlerimi. Bence herkes kendi sporunu bulmalı o zaman hayat zevkli hale geliyor. İşkenceye çevirmeyin spor yapmayı.
Yıllar sonra hareketsiz, ama son derece hareketsiz yaşantıdan çıkıp ilk idmanımda, tam 3 saat boyunca sıkılmadan oynadım. Resmen paslarım silindi. Suya batmış gibi terledim. Ben gençliğimde ( şimdi 50 yaşımdayım) çok hareketli olduğumdan 3 saat bana bir şey yapmadı, ama siz bu süreyi ilkinde bu kadar uzun tutmayın sakın. Sakatlanmanızı istemem. Ayrıca sistemik Lupus ve Sjögren sendromu gibi hastalıklar fazla efor sarf ettiren sporlarla pek barışık değildir. Rutin ve sakin sporları sever.
Başka neler yaptım peki? Doğal olmayan şeker, aşırı tuz, abur cubur karbonhidrat ve türevleri, işlenmiş rafine edilmiş kendini yiyecek sanan şeyler, trans yağlar ve pakete girmiş tüm gıdalara veda ettim.:) Onları trene bindirip dünyanın en kötü suçlularının olduğu hapisaneye yolladım. Yalnız bıçak gibi kesmedim, hala bazılarını az az yerim çok canım isterse. Normal ekmek gibi mesela.
ÜÇ S KURALI SPOR SARIMSAK SİRKE 😀
”Sarımsak ve sirke özgürlüğüne merhaba” diyerek başladım sabah kahvaltıma .Kahvaltı diyorum yanlış okumadınız. Sarımsağı siz fazla abartmayın Sarımsağı ve sirkeyi sakın aç karna yemeye kalkmayın ha sakın! Onlar öyle aç karna yenmez. Midenizi çok fazla yakar.
Çay ve kahve de yok tabi ki. kahvaltıda reçel, tuzlu zeytin, çikolatalı ekmekler vs de yok. Organik yeşillik ve organik yumurta var. Bununla birlikte glütensiz ekmeğimi de yapıyorum. Çayım, ıhlamur, kuş burnu, ada çayı, ceviz çayı. Bunlar da paketli değil kesinlikle.
Elma Sirkesi
Ama en önemlilerden biri de doğal elma sirkesi kattım hayatıma. Oğlum sevmiyor diye neredeyse hiç sirke gelmedi soframıza yıllarca. Büyük hataydı bu. Sirkeyi kahvaltıdan yarım saat önce çok az oranda sirkeyi suya katarak400 ml (iki su bardağı suya yaklaşık 9-10 yemek kaşığı katarak) başladım. Biraz fazla miktar başladığımın farkındayım lakin bünyem kaldırdı. Hatta canım isteyerek içtim. Gün boyu sularıma azar azar elma sirkesi kattım. Bunu ilk on gün, kahvaltıda çok, diğer zamanlar az ekleyerek ve bu oranı azaltarak devam ettim. Artık göz kararı şöyle bir serpiştiriyorum gün boyu suyuma sirkeyi. Yatmadan önce içtiğim suya sirke katmıyorum sadece. Su miktarımı da artırdım. Asgari, 7 kg a bir bardak düşecek oranda su içtim. Ben 63 kg olduğumdan 9 bardak su içtim. Siz de kilonuzu 7 ye bölerek su oranınızı belirleyebilirsiniz.Spor yaptığımda suyuma en az bir litre daha ekledim. Böylelikle hayatımda ”üç S kuralı ” SSS spor- sarımsak-sirke dönemi başladı. 🙂
Doğal elma sirkesi de bağırsaklardaki zararlı bakterilerin (bakteri deyince SİBO yu bir araştırın derim buraya tıklayın) yok edilmesinde oldukça etkili bir yöntem olduğunu söylemeliyim. Huzursuz barsak sendromu çok ani bir şekilde azaldı. Beklemediğim kadar çabuk olan bu cevap, doğru yolda ilerlediğimi bana kanıtladı.
Sarımsak
Sarımsak! hep canım istemesine rağmen çalışma ortamı ve ev hayatında, kokusundan dolayı çevreyi olumsuz etkilediği için hep ertelemiştim. Neredeyse her öğünde yemekle birlikte bir miktar sarımsak yedim. Ama çok içim alırsa, canım çekerse sınır da koymadım sarımsağa. Burada dikkat edeceğiniz husus, midenizde yara olmaması. Yalnız midede yara varsa sarımsak ve sirke kötü sonuçları hızlandırabilir, buna dikkat etmelisiniz .Yani aslında ben antibiyotik yerine sarımsak kullandım diyebilirim . Öğrendiğime göre doktorlar da böyle durumlarda, bağırsaklardaki zararlı bakterilerin yok edilmesinde mutlaka antibiyotik tedavisi uyguluyorlarmış. SİBO daki gibi.
Yani asidik ve alkali gıdaları araştırdım menülerime biraz onları ekledim. Doğal asidik gıdaları biraz çoğalttım, sebebi ise bağırsaklardaki zararlıların uzaklaşmasını hızlandırmaktı. Yalnız zararlı asidik gıdalar olduğunu da unutmayalım. Buradaki Linke tıklayarak zararlı asidiklere bir göz atabilirsiniz. Bunlardan uzak durun.
Çok zordur insanın hayatından ekmeği, makarnayı, böreği, tatlıyı çıkarması. Sabırla, ısrarla, inatla devam ettim.
Sevmediğim sporların arasından bana hitap edeni buldum, ve canımın çektiği organik ve yararlı gıdalara asla dur demedim. Onları bolca yedim. Guliltenli gıdaları diyetimden çıkardım. Kekik, çörek otu yağı ve tahin de sonradan öğrendiğim için bir ay kadar sonra azar azar abartmadan onları da diyetime ekledim. Ama asıl ağrılarımı geçiren şeyi size daha söylemedim.
Masaj Mucizesi Ve Ağrı
Bu dayanılmaz müzmin agrilari uzun seneler çektikten sonra hiçbir şeyin ağrımı geçirmediğini gördüm. Ağrı ile yaşamak ne demek çok iyi bilirim. Aslında o yaşamamak gibi bir şeydir.
Sen misafirin gelse yanında oturamazsın dışarıya çıksan uzun süre yürüyemezsin yemeğe gitsen yüzün hep asık olur düğüne gitsen de yüzün hep asık olur. sahilde gezsen de yüzün hep asık olur. Uykudan uyanırsın güne mutlu başlamak için ama günün en kötü zamanıdır aslında sabah. Ağrının en yoğun olduğu saatler olduğu için.
Hayat neşeni elinden alıverir gider ağrı. Şehirdeki tüm fizyoterapistler ve onların bildiği yöntemler kuru iğneler kupalar manuel masajlar hepsi denenmiş ve sonuç alınamamış bir durumdaydım. Ve hayatıma giren bir melek gibi arkadaşım Gamze’nin Israrları ile bir klasik masör masajına gittim. Hatırı sayılır paralar veriyordum ve buna aslında üzülüyordum arkadaşımı kırmamak için devam ettim. Yalnız şunu belirtmeliyim ki ; Bu masöre başlamadan önce en az 6-7 tane masaj aletini aşırı kullanmaktan bozdum. ağrı giderici mucize kremlerin neredeyse hepsini kullandım. Üstelik bu kremler çeşitli ülkelerden geldiler. Aşırı pahalı satılan o ağrı bantlarını da söylemeden geçmiyim onları da yurtdışından getirmiştik . Kaloriferi açtım Türkiye’dekileri zaten bitirmiştim. Öyle bir ağrı yok! Solutmaz sancı dedikleri cinsten. Aman vermiyor. Sadece ağrımıyor ki yana yana ağrıyor.
İlk Günler Zordu
Neyse masörümdeki ilk seanstan sonra ağrım da hiçbir değişiklik olmadı. Yalnız masörüm masaj aletlerini kremleri vs her şeyi tamamıyla bırakmamı söyledi. Buna dayanabilir miydim bilmiyorum masaj aletleri ile yarım saatlik ayağa kalkabiliyordum ağrı tekrar başlayana kadar. Ne kadar ağrısa da asla kullanmam mı tembihlemişti sıkı sıkı. Masajın ikinci seansı bir hafta sonraydı. O bir haftayı hiç masaj aleti kullanmadan veya krem sürmeden atlattım ama gelin de bana sorun. Çok zor geçen bir haftaydı gerçekten. İkinci masaj seansını da aldıktan sonra yüzde onluk bir ağrı da azalma gerçekleşti. Ben bunu masaja bağlamamıştım masaj aleti kullanamadığım için uçok fazla yatarak dinlenmiştim ve Bu hafiflemeyi buna bağlamıştım. Üçüncü seansa gittikten sonra ağrım da yüzde otuzluk diyebileceğim bir azalma gerçekleşti. O zaman anladım ki masaj benim ağrılarıma iyi geliyor. Ama nasıl olurdu!
sadece yarım saat süren yağlı masaj benim ağrılarıma nasıl iyi gelebilirdi ki? Bu benim için gerçekten inanılmazdı! Masörümün, masajlara bir buçuk iki ay kadar haftada bir devam ettim. Ondan sonra on günde bir, ayda üç defa giderek bir yılı tamamladım. Ağrılarım msajla geçti. Hala masaj hayatımın ayrılmaz bir parçasıdır. Masaja başlayalı bir buçuk yıl oldu. Asla bırakmayı düşünmüyorum. Ve masajın göründüğünden çok daha derin anlamları ve faydaları olduğuna inanıyorum. Bence tıpta keşfedilmeyi bekleyen koca bir derya gibi masaj. Henüz bilmediğimiz bir çok hastalığın çaresi olabilecek potansiyele sahip bence. bilim adamlarımızın Masaj üzerinde daha fazla araştırma yapması gerektiğini hissediyorum. Hatta masaj hastaneleri kurulmalı bile diyebilirim. Bunu yıllarca amansız ağrı çekmiş olan ağır bir hasta olarak söylüyorum.
İnsanlar ağrılarından tamamen kurtulabilecekken onlarla yaşamak zorunda olduklarını zannediyorlar. belki de benim gibi amansız ağrılardan masaj ile kurtulabilme imkanları var.
Tedavi Tavsiyesi Değildir
tabii ki bunları bir tıbbi tedavi olarak önermiyorum. Öncelikle doktorlarımızın muayenesinden ve teşhisiden kesinlikle geçmeli, adı belirlenen teşhisten sonra da doktor tavsiyesi ile belki masaj alınmalıdır. Masajın iyi gelmeyeceği hastalıklar da olabileceği gibi masajla hafifleyen hastalıklar da olabilir. Bu yüzden doktorlara danışmadan hiçbir masaj işlemine girmemeliyiz.
Sonuç
Sonuç şaşırtıcı ve hızlı oldu gerçekten. Ben de anlamadım, Bu kadar hızlı dönüt beklemiyordum. Sporla ve masajla birlikte huzursuz bacak sendromu ataklarım çok seyrekleşti ve aşırı hafifledi (bir ayda sadece bir defa çok hafif anlık yokladı beni ve kayboldu, hala da ortalıkta yok. Tamamen ortadan kalkacağına inancım var. En önemlisi de dayanılmaz ağrılarım beni ziyarete geldiklerinde, tüm düğmelerini ilikleyip iki büklüm minnetle yokluyorlar 🙂 ve beni hızlıca zengin kalkışıyla terk ediyorlar. 🙂 Diyeceğim o ki; ağrılar arada bir yoklayacak gibi oluyor, eyvah ! diyorum geldi, sonra hiç sebepsiz ani olarak beni terk edip gidiyor. Şaşırıp kalıyorum. Tabi ki masaj hayatımın bir parçası olarak devam ediyor.
Dokuz yıldır var olan, beş yıldır ağır hissettiğim ve son bir yıldır dayanılmaz hale gelen ağrılarım, masaja ve üç SSS ye başladıktan yaklaşık on gün sonra hafifledi. Ağrılara eşlik eden yan rahatsızlıklarım , buna paralel olarak, (huzursuz bacak sendromu ve huzursuz bağırsak sendromu )neredeyse tamamen beni terk etti. Böylelikle doğru yoldayım diyebiliyorum.
Kimseyi böyle ağır ve çaresiz rahatsızlıkta yanlış yönlendirmeyi istemem tabi ki , çok kıymetli doktorlarımızdan onay almayı unutmayın.
Son zamanlarda SİBO nun duyulması ve lupus vakalarının artmasıyla tıpta arayışlar da arttı. Ben gidemesem de faydalı olabilen doktorları duymaya başladım. Sayıları oldukça az olsa da bizim için kendini geliştiren, araştıran doktorların varlığını bilmek bana güven veriyor. İnanıyorum bir gün tedavisi bulunacak. Hatta aşısı için bile uğraşıların olduğunu duydum. Bu alanda emek veren ve bu hastalığı küçümsemeyen tüm doktorlarımıza minnettarlığımı da belirtmek isterim. Günde 60 hasta bakan doktorlara 45. sırada gidip de, bana bir sihirbaz gibi doğru teşhisi koymasını beklemek çok büyük haksızlık olur. Yükleri çok ağır. Uzman doktorlar çok yoğun çalışıyorlar. Doktor başına düşen hasta sayısı azaltılmalıdır.
Sonuç
Lupus ve benzeri hastalıkların her kişide farklı derecede olduğu ve tedavinin kişiye göre değiştiği unutulmamalıdır. İlk yapacağınız doktora gitmektir. Nitekim ben de Lupus ve sjögren ismini ilk kez bir doktordan duydum. Burada anlattıklarımın hepsi tedavi için size uygun bir yöntem veya tavsiye değildir. Size uygun olmayabilir.. Herkesin hastalık seviyesi farklıdır. Önce doktora gitmek ve bu ağrının ne olduğundan emin olmak şart.
Yorumlarınızı ve yaşadıklarınızı bizimle paylaşırsanız bir çok kişiye de ışık tutmuş olacaksınız. Farklı çözüm yolları da olduğunu görmemizi sağlayacaksınız.
Herkese şifa dolu mutlu ve sağlıklı günler dilerim.
Bu konuyla ilgili daha farklı yerlerden bilgi almak isterseniz buraya tıklayın lütfen.
Sitemizde sağlık bölümünde kompozit dolgu ile ilgili serüvenimi de anlattım. Merak ederseniz buyrun.
Ekonomik evler yapın. Yazımızın konusu aslında evlerin nasıl yapılması gerektiği ile ilgilidir. Teknolojik akıllı evlerden bahsetmiyorum. Onlar çok pahalı. Bu evlere herkes sahip olamıyor.Ben daha pratik maliyeti düşük ama akıllı evlerden bahsedeceğim.
Benim bu yazıdaki amacım ; küçük önlemler ve planlarla ekonomik evlerin nasıl yapılabileceğinden bahsetmek.
Günümüz evlerinin aptal evler olduğunu düşünüyorum. Çünkü, çok düşük maliyetlerle tasarruflu evler yapabilecekken, aptal evler yapıyoruz. Kısaca bahsedeyim;
Banyodaki lavabonun giderini tuvalet giderine bağlamakla ülke genelindeki su tasarrufunu bir hayal edin. Neden şimdiye kadar kimsenin aklına gelmedi acaba? Bir akıllı mütahit çıkmammış
Eminim bir çoğunuz da köydeki falancanın evi de böyleydi diyeceksiniz. İstanbul’da kaçak teras katında bunu uygulamış Hasan Usta. Tuvalet her daim pırıl pırıl. Tuvalette sifon da yoktu. Tuvaletten çıkınca ellerinizi yıkarken aynı zamanda da tuvaleti yıkayıp duruluyorsunuz. O tuvalette ne bir koku , ne bir renk değişimi oluyor. Pırıl pırıl her daim. Sebebi Hasan ustanın akıllı gider planı.
Aptal evler yerine ekonomik evler
Ekonomik evler yapın, aptal evler yapmayın, mühendisler, mimarlar, müteahhitler. Maliyeti düşük akıllı evler yapabilirsiniz.
Belgesiz ustalar bunu yapıyor. Bizim mutfak giderlerini babam şöyle yapmıştı mesela; Şimdi iki tane lavabo var biri deterjansız işler için kullanılan lavabo. Orada örneğin; makarna süzüp, meyve yıkıyor, bozuk yemekler oradan bahçeye gidiyor. Diğer lavaboda da bulaşıklar, parlatma işleri yağ çözücü kimyasallar kullanılıyor vs. Şimdi bu iki lavabonun giderini ayırmış babam. Deterjanlı olan gider normal şebekeye bağlanmış ve ortak giderden kanalizasyona birleşiyor. Öteki lavabo ise bahçeye akıyor.
Organik gübre
Bahçede armut, erik, asma, ceviz ve gül var. Hepsi normalden iki kat daha büyük. Bahçenin etrafı duvar ve telle kapalı, tavuklar geziyor ağaçların gölgesinde. Tabi ki gübreliyorlar toprağı. Bir yandan da organik gübre olarak mutfak suları da geliyor. Sizin hiç bir şey yapmanıza gerek kalmadan beslenen ağaçlardan organik lezzetli meyveler topluyorsunuz.
Tabi ki bu ev müstakil bir evdi. Apartmanların mutfaklarındaki lavaboyu ayırıp her daire için ayırıp, hobi bahçelerine gönderseniz fena mı olur! Koku endişesi için şunu söyleyeyim bizim mutfak penceresi o bahçeye açılıyordu ama hiç konu olmuyordu. Çünkü bir lavabonun gideri koca bir bahçeye akıyor, birikmiyor.
Havuzun suyuyla bahçe sulanıyor
Aptal evler yapmayın. Güney doğudaki bağ evinde havuzun suyunu fıstık bahçesini sulamada kullanan insanlar şehirdeki mimarlardan, mühendislerden daha mı akıllı? Artık seri üretime geçilmiş gibi kondurulan o siteler, rezidanslara avuç avuç para vermek için sıra kovalıyoruz. Yok efendim havuzu varmış, güvenliği varmış. Eeee havuzun suyunu değiştirirken bahçe sulanmayacaksa o havuz israf değil midir?
Mutfaktan atılanlar ile tuvaletten gidenler aynı yerde birleşiyorsa nerede bizim yerdeki ekmeği öpüp başımıza koyduğumuz saygımız. Başka millette var mı nimete böylesine bir saygı? Atalarımızın bize mirası olan bu kültürümüzü terk ederek ruhsuz, yeşillikten mahrum şehirler inşa ettik. Şimdi ” aptal evler yapmayın ” derken ne demek istediğimizi anladınız mı?
Sıfır atık hedefleyen yapı projeleri ile yağmur ve kar sularını biriktirerek evin giderleri için kullanmak da güzel bir fikir. Bakınız ilgili sayfaya. Yağmur sularının oluklardan akarken oluk içlerine yerleştirilen pervanelerle elde edilen küçük enerji ile en azından bahçemizin ışığı oluşur. Veya bu enerji ile bahçedeki konteynır dikey tarım içindeki led ışıklar yanar. Hatta, bu enerji ile bahçedeki dostumuzun yuvasını ısıtabiliriz. Sebze bahçemiz için bu suyu depolayabiliriz.
Bu tür basit maliyetlerle ömürlük tasarruf, konfor ve sağlık elde edebiliriz. balkonlarımıza, hem harika bir dekor, hem de organik hobi tarımı olarak dikey tarım aparatları koyabiliriz. Bu yazımıza katkısı olabilecek bir diğer konuya da buraya tıklayın. Bu da maliyeti düşük bir akıllı ev planına dahil edilebilir bir yöntem.
Sizlerin de ”ekonomik evler yapın” yazımıza özgün fikirlerinizle katkılarınızı merakla bekliyorum. Yorumlarınızı yazımızın sonuna eklerseniz çok sevinirim.
Starbucks kurabiye tarifi için karşınızdayım bugün. Amerikalı kahve dükkanları zinciri olan Starbuck bizlere nadir ve egzotik lezzetler sunmaya devam ediyor. Özellikle damak zevkimize kalite katıyor. Starbucks Amerika Seattle’ da 1971 yılında karşımıza çıkıyor. Simgesi deniz kızı olan starbucks adını da Moby Dick’ teki Starbuck adlı karakterden almıştır.
Şimdi gelelim lezzetli starbucks kurabiyesine.Evde kolayca yapabileceğiniz özel kurabiyeleri starbucks da yüksek fiyatlardan almaktansa, evinizde koca bir tepsiyi bedavadan tüm aile bol bol yiyebilirsiniz. Devir ekonomi devri.
Neredeyse her yerde karşımıza çıkan starbucks kurabiye tarifi en güzel instagram sayfası @tarife_gel deki haliyle beğenilerimizi kazandı. Bizler de sizinle paylaşmak istedik. Kısacası beş çayımızın ve kahvelerimizin yanı boş kalmasın.
Harika bir lezzet, bu tarifi mutlaka denemelisiniz. Malzemeleri de her yerde kolayca bulabileceğiniz türden. Yapımı da son derece pratik.
STARBUCKS KURABİYE TARİFİNİN MALZEMELERİ
5 yemek kaşığı tereyağı
2 yumurta sarısı
6 yemek kaşığı pudra şekeri
3 tatlı kaşığı iri kıyım ceviz tozu
3 tatlı kaşığı fındık
1 tatlı kaşığı tarçın
yarım su bardağı damla çikolata
2 çorba kaşığı su
1 tatlı kaşığı kabartma tozu
Bir tk şekerli vanilin
1 su bardağı un
STARBUCKS KURABİYE TARİFİNİN YAPILIŞI
İlk olarak tereyağı ve yumurtayı oda sıcaklığında olması için biraz erkenden dolaptan çıkaralım. Yaklaşık bir saat kadar.
Şeker ve yumurtayı yaklaşık 5 dakika mikser ile çırpalım.
Daha sonra oda sıcaklığına gelmiş ola tere yağını ekleyelim.
Un hariç tüm malzemelerimizi katalım.
Daha sonra, hamurumuzun ele yapışmayan bir kıvamda olması için elenmiş unumuzu kontrollü bir şekilde katalım.
Düz bir zeminde streçfilm açıp starbucks hamurumuzu içine alalım ve silindir şeklini vererek saralım.
Yaklaşık olarak en az 30 dakika en çok bir saat kadar buzdolabında bekletelim.
Buzdolabından çıkardığımız sertleşen hamurumuzu 1 cm kalınlığından biraz daha küçük keselim. Özellikle daha önceden 180 derecede ısıttığımız fırında hafif kızarıncaya kadar pişirelim.
Son olarak soğuduktan sonra servis yapalım.
Bu tarifimiz ve daha bir çok çeşitli yemek tarifleri için sizi mutlaka instagram @sofrahazirr sayfamıza ve sitemizin yemek kategorisi bölümüne bekliyoruz. Bu tarifi beğendiyseniz Subway kurabiyesi tarifi ‘ni de beğeneceğinizi düşünüyorum.
Kırmızı pancar suyu nasıl yapılır? Kırmızı pancar son derece faydalı bir sebzedir. Kaynatılarak içilebileceği gibi suyu sıkılarak çiğ de tüketilebilir.. Hatta tek başına içmek istemeyenler, havuç, elma, üzüm ile katı meyve sıkacağından geçirerek çok daha kolay içebilirler.
FAYDALARI
stresin düşmanıdır.
şeker hastalığına iyi gelir.
sindirim sisteminin tüm sıkıntılarına birebirdir.
Bağışıklığımızı güçlendirir.
İyi bir idrar söktürücüdür.
Karaciğeri temizler.
En önemli faydası karaciğeri temizliyor. Çünkü tüm mor yiyecekler gibi kırmızı pancar da antioksidan özelliğinden dolayı kansere karşı adeta bir kalkan görevinde. Hatta beyin için çok faydalı olan pancar alzheimer için birebir. Nitekim bilişsel fonksiyonlarda onarım yapıyor ve zinde kalmaya yardımcı oluyor. Dahası sinir hücrelerini yatıştırarak strese iyi geliyor. Dahası kan hücrelerinin sayısını artırarak kansızlığa da çare oluyor. meme, prostat, akciğer ve cilt kanserlerini önlediği ortaya çıktı. Hatta saç dökülmesi, sedef, egzama, ürtiker gibi deri hastalıklarında ilaçsız iyileştirecek kadar kuvvetlidir. Bunu da karaciğeri çok iyi temizlediği için yapmaktadır.
En çok turşusu yapılan kırmızı pancardır.Hatta salatası da meşhurdur. Ama biz bu gün size kırmzı pancardan ferah mı ferah bir içecek yapacağız.Önce malzemelerden bahsedelim.
IŞIL IŞIL RENGİ İLE SİZİ BÜYÜLEYECEK.
KIRMIZI PANCAR SUYUNUN MALZEMELERİ
Üç orta boy kırmızı pancar
iki portakal kabuğu
bir limon kabuğu
piştikten sonra katmak için iki portakal ve bir limonun suyu.
KIRMIZI PANCAR SUYUNUN YAPILIŞI
kırmızı pancarları soyun. Ama kabukları atmayın.
portakalların kabuklarını çıkartın
bir limonun kabuğunu çıkartın
iki litre suyu tencereye alın doğranan pancarlar ve doğranmamış kabukları suya atın
isteğe göre içine elma kabuğu ve tarçın da koyabilirsiniz. Çünkü kokulu bir içecek yapacağız.
yaklaşık 30 dakika kaynatın.
ılıyınca portakal ve limon sularını sıkıp içine atın. Çünkü ferahlığı bu verecek.
Aynı işlemleri kırmızı pancarı pişirmeden, çiğ olarak katı meyve sıkacağından geçirerek de yapabiliriz. Hatta katı meyve sıkacağından geçirirken, havuç ve elma mutlaka katın çok güzel oluyor.
Afiyet olsun.
Daha ilginç içecek ve yemek tarifleriyle sitemizin yemek sayfası size yol gösterici olabilir. Bilgi almak için buraya tıklayın.
Kırmızı pancarın faydaları için geniş bilgi ise burada tıklayın.
Gelincik çiçeği şerbeti. Bu gün size çok değişik bulduğum bu şerbetten bahsedeceğim. Yabani bir çiçek olan gelincik, ekin tarlalarının içinde, yol kenarlarında yetişen, harika görünüşüyle nazlı ve naif kokusuz ama güzelliği masal gibi bir çiçektir.
Boyu 50-60 cm kadar uzayabilir. Beyaz ve sarı rengi de vardır ama gelincik deyince kırmızı akla gelir. Hatta sadece kıpkırmızı taç yapraklarıyla dikkat çeken gelincik çiçeğinin şerbeti de yapılabiliyormuş. Üstelik sakinleştirici bir özelliği de var. Hatta ilaçlarda bile kullanılıyormuş.
Gelincik çiçeği tıp alanında bazı ilaçlarda, yatıştırıcı olarak kullanılır. Çünkü hafif bir yatıştırıcı özelliği vardır. Hatta şerbeti de yapılır.Bu günkü konumuz gelincik çiçeği şerbeti.
Ülkemizde bozcaada ‘ nın gelincik çiçeği şerbeti pek meşhurdur. Yalnız şerbeti değil, reçeli de meşhurdur. Hatta saymakla bitmeyen gelincik çiçeğinin şerbeti, balgam söktürücüdür ve soğuk algınlığına da iyi gelir.
Gelibolu da adı kan çiçeğidir. Çünkü maalesef biraz buruktur hikayesi. Tahmin ettiğiniz gibi Çanakkale savaşında kan akan o sırtlar gelincik tarlalarına benzetilmiştir. Gencecik solan canları temsil etmiştir oralarda da. Çünkü biraz da acıları simgeleyen bir çiçektir.
gelincik tarlası
ŞERBET İÇİN MALZEMELERİ
Gelincik yaprakları toplanır. Dağlardan tepelerden ekin tarlalarından. Öyle yol kıyılarından toz toprak içinden değil. Miktar iki avuç dolusu kadar.
bir limon suyu, yoksa iki iri tane limon tuzu.
bir iki kuru karanfil
şeker oranını siz belirleyin. Ne kadar az o kadar iyi 🙂
su
GELİNCİK ÇİÇEĞİ ŞERBETİNİN YAPILIŞI
Ferah içimi ve berrak rengi ile içimizi gönlümüzü rahatlatacak gelincik çiçeği şerbeti
Gelincik yaprakları toplanır. Siyah yerleri tekk tekk çıkarılır. Çünkü kararmasını istemeyiz.
Yapraklar yıkanıp süzülür.
Yapraklar kavanoza doldurulur.Üzerini geçeçek kadar su limon, karanfil şeker koyuyoruz.
Güneşte en az 3-4 saat en fazla da 24 saat bekletiyoruz. Çünkü iyice rengini versin.
Kırmızı gelincik yapraklarının suya o harika rengini vermesini keyifle seyrediyoruz.
Rengini veren gelincik yapraklarını süzüyoruz . Soğuk olarak servis yapıyoruz. Afiyet olsun.
Bir çok farklı tarif için instagram @sofrahazirr sayfasını tavsiye ederim.
İnstagram @sofrahazirr sayfası bu tarifi yayınlamamda ilham kaynağım oldu.
Sitemiz www.tekderdim.com da tüm kategorilerimize göz atmalısınız sıradışı bilgilerin bir arada sunulduğu sayfamızda ilginizi çekecek bir çok konu bulacaksınız.
Daha önce hiç bal kabağı çorbası içtiniz mi? Hatta bal kabağını hep tatlı olarak yemeye alışmıştık. Şimdi de size çorbasını sunuyoruz. Yumuşak ve lezzetli içimi olan çorbaya bayılacaksınız.Önce faydalarına bir göz atalım.
BAL KABAĞI ÇORBASININ FAYDALARI
Çok faydalı bal kabağı çorbası tarifi sizler için geliyor. Saymakla bitmeyen vitamin çeşitliliğine sahiptir. Çünkü bünyesinde Çinko, magnezyum, beta karoten, nişasta, şeker, yağ, A,B,C ve E viaminleri, aminoasitler ve alkaloidler bulundurur. Vücudun herhangi bir yerinde oluşan iltahabın iyileşmesinde önemli rol oynar. Uzun süre tok tutmasından dolayı zayıflama diyetleri için uygun bir besindir.Hatta bünyesinde lif oranı fazladır sindirim sistemi problemleri yaşayan kişiler için kabızlık önleyici özelliktedir. Demir, potasyum, kalsiyum, fosfor zenginidir. Dolayısıyla kanserin düşmanıdır.
Göz ve beyin için çok faydalı olan bal kabağı , alzheimer hastalığına da çok iyi gelmektedir. Nitekim çocukların kemik gelişimleri için besleyicidir ve tam bir bebek çorbasıdır.Bal kabağındaki madeni elementler demir eksikliğine çok iyi gelir ve bağışıklık sistemini güçlendirir. Hatta ve hatta bal kabağının çekirdeği ise tam bir magnezyum ve çinko deposudur.
Kalorisi ise , 150 gram bal kabağında 37.5 oranında kalori bulunmaktadır.
Antioksidan özelliktedir. Protein bakımından da zengindir. Çorbası yapılabildiği gibi tatlıları da yapılmaktadır.
Sabah kahvaltılarında yeme problemi çeken çocuklar ve yaşlılar için tüm besinleri içinde bulunduran bal kabağı en büyük yardımcınız olacaktır. Çünkü hazırlanışı kolay içimi yumuşaktır. Tadı da sıra dışıdır. Alışılmış çorbalardan bıktıysanız size harika bir alternatif olacaktır. Şimdi gelelim tarifine;
BAL KABAĞI ÇORBASININ MALZEMELERİ
iki dilim kabak yaklaşık orta boy kavun dilim kadar
bir tenis topu kadar patates sonra
bir orta boy havuç sonra
bir orta boy soğan sonra
2-3 iri diş sarımsak ,sonra
sıvı yağ sonra
1/ 3 su bardağı mercimek sonra
su ve
pul biber ve tuz
BAL KABAĞI ÇORBASININ YAPILIŞI
Tüm malzemeleri sırasıyla koyuyoruz , önce
sıvı yağ
soğan
sarımsak
kabak
havuç
su
mercimek
baharat ve tuz.
Düdüklü tencerede yaklaşık 20 dakika kadar pişiriyoruz. Piştikten sonra rondodan geçiriyoruz.Servis yaparken kasede üzerine nane , bir acı biber veya sos ile süsleyebiliriz . Afiyet olsun .
Bu ve daha bir çok değişik tarif için sitemizin yemekler kategorisine bekleriz.İnstagram @sofrahazirr sayfamızda da sizler için birbirinden güzel tarifleri derledik
Rulo portakal kabuğu reçeli yaptınız mı hiç? Böyle harika görselliği olan bir başka reçel yok. Görünüşü ile tadı yarışıyor.
İçimizi ferahlatan o mis kokulu lezzet kahvaltı sofralarımıza şölen havası verecektir. Onu görenler tatmadan kalkamayacaklar sofradan. Bundan emin olabilrisiniz. Yaz kış portakal sofranızda olsun.
Portakal severler buraya. Ben araştırdım, bundan daha iyi bir tarif bulamazsınız. Ya acı olur. Veya cıvık. Hatta bulamaç gibi. Ama bu tarifimde sizler gerçek portakal tadında ve görüntüsünde tam bir portakal reçeli tarifi göreceksiniz.
Pasta süslemelerinde de kullanabilirisiniz.
Portakal kabuğu deyince acı olma ihtimalini düşünmeyin. Çünkü acı olmayacak. Tüm detaylarıyla aşağıda yazdım. Püf noktası kabukları soğuk suda bekletip 4 taşım kaynatıp suyunu döküyoruz. Aynen uygulayın.
Rulo portakal kabuğu reçeliiçin malzemeler;
dört büyük boy iri kaliteli portakal sonra
dört su bardağı portakal suyu sonra
bir bardak su sonra
iki koca parça limon tuzu veya 10 damla limon sonra
4-4.5 bardak toz şeker
Rulo portakal kabuğu reçelitarifi;
Portakal kabuklarını ince şeritler şeklinde kesiyoruz. (serçe parmağı genişliğinde olsun.)Beyaz yerlerini çıkarmanıza gerek yok.
Kabukları soğuk suda ıslatıyoruz. Akşamdan sabaha kadar mutfakta oda sıcaklığında beklesin.
Sabah portakallar süzülerek tekrar soğuk suda 4-5 saat bekleyecek. Bu işlem beş defa tekrar ediyoruz.
Sonra süzülen portakallar salyangoz şeklinde kıvrılarak ipe dizilelim.
rulo şekli verilip ipe dizilmiş portakal kabukları
Normal iri bir iğne ile normal ipi iki kattankullanarak kabukları dizmek için kullanabiliriz.
İpe dizilmiş bu portakal kabuklarını üzerini geçecek kadar su koyup bir taşım kaynatıp süzelim. Bu işlemi de 4 kez tekrarlıyoruz. Bu işlem portakal kabuklarının acılığını tamamen yok edecek.
Portakal suyu, su ve şeker eklenerek 20-25 dakika kadar kaynatıyoruz.
limon tuzu ile bir taşım kaynatıldıktan sonra ocağı kapatıp soğumasını bekleyeceğiz.
Cam kavanozlara koyarak kapağı kapalı olarak buz dolabında saklıyoruz.
Afiyet olsun. Sitemizin tüm kategorilerine bayılacaksınız. Buraya tıklayarak diğer kategorilerde yazdığım yazıları da görebilrisiniz.
Bu ve daha çeşitli tarifleri görmek için instagram @sofrahazirr sayfamıza bir göz atmanızı şiddetle tavsiye ederim.
Sayfamızı geliştiriyoruz. Fikirlerinize önem veriyoruz. Sizin de yayınlanmasını istediğiniz yazılarınız varsa bizimle iletişime geçebilirsiniz. sayfanın altında yorum kutucuklarına da görüş ve önerilerinizi yazarsanız dikkatle ve özenle okuyacağımızdan emin olabilirisiniz.
KOMPOZİT DOLGU YAPTIRANLAR – DOLGU SÜRECİM : dolgu yaptıranlara diyorum ki, iyi ki yaptırmışım.Keşke daha önce yaptırsaydım, öyle sarı sarı dişlerle uzun zaman gezmeseydim. Bu dolgu, ya gülüşlerimin katili, ya da akıllarda yer edecek ışıkllı bir pozitif gülümseme oluşturacaktı. Güzel oldu. Gülerken ağzımı kapatmak zorunda değilim artık.Sürekli gülüyorum aynalara:) En önde üstte altı dişimin üzeri sapsarıydı.
Düzgün cümlelerimin katiliydi o sarı dişlerim. Anaaaammmmmm !! Kurtuldum. Haydi ayrıntılara geçelim.
Neden kmpozit dolgu yaptırmalısınız?
Ön dişler çok önemli sonuçta. İyi bir ön diş dolgusunu sadece sanatçılarda, ya da siyasetçilerde görünce, insan ister istemez çekiniyor yaptırmaya. Bu durumun sebebi de acemi dişçilerin yaptığı çirkin gülüşleri görmek çevremde. Ne o kaplamalar öyle! Sanki çocuk yapmış. El becerin yoksa yapma dişçi kardeşim. Senin yüzünden on yıldır korktum yaptıramadım dişlerimi sarı sarı gezdim öyle:(
Bakıyorsun, kız güzel pırıl pırıl bir genç. Biraz konuşuyorsun, gülüyorsun, gülmesiyle eş zamanlı hava kararıyor, şimşekler çakıyor, bulutlar kapatıyor sis gibi etrafı. Yirmili yaşlara yakışmayan bayat, varoş, çirkin, süpürgeli cadılara yakışan adi dişler. Dünyam kararıveriyor anında.Anladınız diy mi? Ucuz kaplamaları diyorum.
Pozitif bir gülümseme için ne kadar para verirsen ver, değer deyip, başladım para biriktirmeye. Sanatçıların dişleri gibi pırıl pırıl diş istiyorsam çok para ödemeliydim tabi ki. Ama öyle olmadı. Hatta hiç para ödemedim. Hastaneye giderken verdiğim yol parası hariç.
Pahalı mı ?
Bunu özelde yaptırırsan şu anki fiyatı 235 ile 360 arasında değişiyor.(21 mayıs 2020) Ama ben üniversitelerin araştırma hastanesinde sıfır tl ye yaptırdım.
Üniversite hastanelerinde bir çok araştırma görevlisi, doçent, prof. var. Yaptıkları eserleri öğrencilerine gösterip örnek oluyorlar.Dolayısıyla pırıl pırıl dişler çıkıyor ortaya.Aşağıdaki görsel bizzat bana ait. Değişimi gördünüz! söze gerek yok 🙂 Ücretsiz üstelik. Amma velakin, estetik olsun diye sağlam dişlerimi yaptırmak için gitseydim paralıydı. Benimki ihtiyaçtı, o yüzden ücretsiz yapıldı.
Şimdi bakalım kompozit dolgunun nasıl yapıldığına?
dolgu öncesi ve sonrası bir gülüş
KOMPOZİT DOLGU NASIL YAPILIR?
Ben çirkin olmasından korktuğum için cesaret edemiyordum. Çünkü çok fazla diş yaptıracaktım ön dişlerden. Köpek dişleri dahil önden tam altı tane dişimin yapılması gerekiyordu. Diş etlerine yakın kısımları fırça darbesinden iyice aşınmıştı. Diş minesi tamamen gitmiş, sinirler ortaya çıkmıştı. Böyleyken sapsarı bir tabaka varmış gibi görünüyordu dişlerimde.Aslında acilen yapılması gereken bir durumdaydım.
Kompozit dolgu yaptıranlar mutlaka merak etmiştir.Kompozit dolgu nasıl yapılıyor?
Önce yapılacak olan işlem dişe tırtıklar atmak. Yani dişin üzerinden incecik bir tabaka alıyor dişçiler. Korkmayın yav! siz onu büyüteçle bakınca bile anlayamıyorsunuz. Zar gibi incecik bir dokunuş aslında bu. Kompozit dolguyu böylelikle dişin üzerine yapıştırıyorlar. Malzeme beyaz bir hamur. Onunla dişin üzerini kaplıyor doktor. Burada yetenek konuşuyor tamamen. O hamuru düzgünce dişe sıvaması en önemli aşama.
Arkadaşım Ayten ile araştırma hastanesine gittik. O arka dişlerini yaptıracaktı. Ben de gelmişken bir sıra alayım dedim. Amacım sadece göstermekti. Fikir almamın kime zararı olurdu ki. Bu arada doktor da doçent, herkes kolay kolay giremiyor yanına.
Arkadaşım rica minnet doktora haberler gönderip sekreterinden anında kopardı ikimize de randevuyu. Sonra Ayten yaptırdı çıktı. Sıra bende, girdim usulca oturdum.
KOMPOZİT DOLGU YAPTIRANLAR-DOLGU SÜRECİM
Doktor da bir hasta bakıcıyla atıştı benden önce şansa bak. Doktor da alev topu gibi içeride uçuuyor. Beyaz önlüğü pelerin gibi. Evet uçuyor sanki. Bir avuç arı, dişçiler kovanda vızır vızır. Her yerde beyaz önlüklüler. Arı kovanının içindeyim korkuyorum dişler nolacak!
Ben diş koltuğundan başka bir şey görmeden ilerledim. Selam dedim usulca oturdum. Arkalardaki dolgulara ait bir şeyler yazdırdı görevliye filme bakarak. Benim dişime bakarken bir çok kişiyle konuşuyor, bilgi veriyor, yönlendiryor. Ben korktum bu durumdan. Ya dikkati dağlırsa. Benim dişler gümbürtüye giderse! Amanınnnn .
Hemen dişçiye, işaret edip, dedim ki ona: ”Aslında ben neden geldim biliyor musunuz doktor.” Şu ön dişlerimdeki sarı sarı görüntü var ya, işte ondan kurtulmak için geldim dedim. Hah bu benim işim demesiyle ağzıma o kocaman aparatı yerleştirmesi bir oldu. Artık ne konuşabilyordum ne de kımıldayabiliyordum. Etrafımda hocalarına bakan asistanlar. Ortada ben.
Hoca tüm aletlerle ağzımda, sanki şehrin tüm iş makineleri yardıma gelmiş gibi çalışıyor. Korkudan gözümü bile açamadım. Bi ara bakacak oldum, doktorun kakülleri gözümde. Valla eyvah dedim. Teslim olduk. İyimi ettik kötü mü ettik bilmiyorum. Ama ben bu yapılan işi beğenmezsem hemen yarın özel doktora gidip söktürürüm. Niyetim buydu.
İçimde ezik bir kabullenişle başa gelen çekilir deyip bekledim sonucu. Hatta kompozit dolgu yaptıranlarla hiç konuşmadan sormadan giriştim bu işe.
Aaaa çok güzel oldu
Asistanlar konuşmaya başladı. ”AAAA hocammmm çokkk güzell olduuu …^^ Hımmm bu iyiye işaretti. Bi rahat nefes aldım o an. Oh be iyiye gidiyormuş. Beğendiler. Hatta şaşkınlıkla değişimi izliyorlar. Hoca da havasını atıyor. Anlatıyor da anlatıyor. O kadar merak ediyordum ki …
Acıdı mı diye soracak olursanız, hiiiiiççç ağrı yapmadı desem yeridir.Tüm yaptığı aşamaları bana haber vererek, adım adım ilerledi. İğne yaptı önce, diş sarılıklarını çıkarmak için incecik bir tabaka aldı dişlerimin üzerinden. Tek kaybım bu 🙂
Sonra malzemeyi dişlerimle uyumlu renge getirdi ve dişlerime sürdü, mavi bir ışık tuttu. Donduktan sonra parlattı. Tavsiyeler verdi. ”Kendi dişin kadar sağlam olmaz ama sağlam bir malzemedir bu kompozit dolgu.Dikkatli kollanırsan uzun yıllar gider ” dedi.
Benim aklım aynada tabi ki. Nasıldı acaba.Hemen gidip aynaya baktım. Güneş açtı. Spot lambalar yandı. Sahneye çıkan star gibi parlıyordum valla. Abartmıyorum. Bu ne değişim. İnsanın tüm vücudunda en önemli öz güven abidesi dişler miymiş!!! Öyleymiş de haberim yokmuş.
Bu gülüşle etkileyemeyeceğim hiç kimse olmaz , olamaz. Bu da kompozit dolgunun avantajlarından en önemlisi galiba. Sihirli bir el değdi ve ben o hastaneden ışıl ışıl bir gülümsemeyle çıktım. Çokkkkk kaliteli duruyordu. Ama en nemlisi de doğal görünüyor ve işlem çok hızlı yapılıyor !!Tavsiye ederim .Yaptırın. Ama iyi bir doktora yaptırın.
Bu ve benzeri yazıları okumak isterseniz buraya tıklayın. Daha fazla bilgiiiii diyorsanız da buraya tıklayın.