Kategori: Eğitim

  • Noterden İstifa nasıl yapılır?

    Noterden İstifa nasıl yapılır?

    Noterden ihtar çekerek haklı olarak istifa nasıl yapılır? Bu yazımızda ondan bahsedeceğim.

    Gönül ister ki herkes işini sevsin. Hiç kimse istifa etmek zorunda kalmasın. Ama günümüzde maalesef ki bu tür durumlarla çok karşılaşıyoruz.

    Birden fazla noter ihtarlı istifa eden biri olarak söylüyorum zor bir durum değil ama dikkat edilmesi gereken hususlar var. Noterden İstifa nasıl yapılır?

    burada önemli olan husus haklı gerekçelerle, kanıtlarlar sunmaktır.

    Tüm bu geçerli sebepleri üç ana başlık altında inceleyecek olursak şöyle sıralayabiliriz.

    Noterden İstifa Yapılırken Geçerli Sebepler Nelerdir?

    1. Psikolojik ve fiziksel olarak zorlandığınızı belgelendirmek. İş yerindeki stresin bizi olumsuz etkilediğini psikiyatri doktoruna giderek belgelendirin. Anksiyete depresyon veya tükenmişlik sendromu gibi teşhisler alabiliriz. Bunu da belgeliyoruz tabi ki. Bağışıklık sorunları için immünoloji veya dahiliye bölümüne gidip sürekli bir şekilde hasta olduğumuzu söyleyin. Bu yüzden bağışıklık sistemimizin zayıfladığını söyleyin. Bunları yaparken kan değerleri veya stres hormonu gibi gerçek verilerden faydalanın. İş yerindeki ağır çalışma koşullarının sağlığımızı gerçekten bozduğu, çalışamaz duruma getirdiği ile ilgili rapor alabiliriz. Eğer bu raporu uzun süreli alırsak üç ay ya da altı ay gibi ki ,genelde bunlar heyet raporu oluyor, işveren sizi çıkartmak için sebep gösterir daha sonra sizi işten çıkarır.
    2. İş yerindeki kötü koşullar, mobbing kötü muamele veya adaletsizlik gibi durumları kanıtlamak gerir. Bunun için ses kayıtları, şahitler veya mesajlar ile kanıtlamamız gerekir. Yoksa hiçbir işe yaramaz.
    3. İşverenin maaşınızı eksik yatırması veya hiç yatırmaması da haklı iş çıkış sebebidir. Noterden ihtarlı iş çıkışında geçerli bir sebeptir.
      yukarıda belirttiğim bu durumların hepsi işverenin elini kolunu bağlar. Hiçbir şey yapamaz ve anında işi sorgusuz sualsiz bırakabilirsiniz.
      hiçbir yasal sorumluluğununuzda olmaz. Haklıysanız iş yerini ihtar çektiğiniz andan itibaren terk edin hatta hiç uğramayın. İş kanununun 24. maddesine göre noter ihtarlı fesihlerde iş yerine gitme zorunluluğu yoktur.

    Bu konu ile ilgili farklı bir siteden bilgi almak isterseniz buraya tıklayabilirsiniz.

    Sitemizin çeşitli kategorilerine göz atmak için buraya tıklayabilirsiniz.

  • Konuşma Bozukluğu Olan Çocuklar Nasıl Konuşturulur?: Ne Yapmalı?

    Konuşma Bozukluğu Olan Çocuklar Nasıl Konuşturulur?: Ne Yapmalı?

    Konuşma bozukluğu olan çocuklar nasıl konuşturulur? Öncelikle bu konu sabır gerektiren ve uzun soluklu bir süreçtir.  İlk yapmamız gereken , bir uzman tarafından tıbbi kontrolden geçirmektir.
    Karşımızdaki muhatabımızın bir çocuk olduğu unutulmamalıdır. Çocuklar oyun oynamaktan başka hiç bir şey düşünmezler. Bu yüzden onlara ulaşmak ve kendi istediğimizi yaptırmak için oyunu kullanmalıyız.

    Konuşma güçlüğü yaşayan bir çocuk için konuşmamak sessiz kalmak her zaman kolay tercihtir. Anlatmak istediklerini tam olarak anlatamadıklarının farkındadırlar. Bu durum onları sessiz kalmaya daha çok itmektedir. Çocukları bu soyutlanmışlıktan kurtarmanın yollarını aramalıyız. Onları sorunlarıyla baş başa bırakmamalıyız.

    Konuşma Bozukluğunda Uygulamalar

    Şimdi gelelim konuşma bozukluğu yaşayan çocukları nasıl konuşturulacağımıza.
    Bu tür çocuklar mecbur kalmadıktan sonra asla konuşmazlar. Onları Konuşmaya mecbur bırakmalısınız. Konuşmaya ihtiyaç duymalılar. Bir zorunluluk hissetmezlerse size bir şeyler anlatmak için herhangi bir çaba sarf etmeyeceklerdir. Örneğin çok istediği bir oyuncağı üst raftan almak için sizden yardım alması gerektiğini biraz anlamamazlıktan gelebilirsiniz. Veya çok susadığı için su istediğini yine aynı şekilde anlamakta zorluk çekiyormuş gibi davranabilirsiniz. Bu onu konuşmak için daha fazla çaba sarf etmeye itecektir. Veya onunla öyle güzel bir oyun oynayın ki bu oyunu tekrar oynamak istediğini size ifade etmeye uğraşsın. Eğer oyundan zevk alırsa size o oyunu anlatmaya çalışacaktır. Jest mimiklerle veya beden diliyle iletişim kurma çabalarını anlamamış gibi yaparak onu konuşmaya zorlamalısınız.

    Şarkılar söylemek de bu süreçte hız kazanmayı sağlar. Sanki tali yoldan otobana geçmiş gibi, takılmalar kalkar kelimeler peşi sıra ifade edilir. Yalnız bu durum şarkı ile sınırlıdır.

    Konuşma Bozukluğu Olan Çocuklar Nasıl Konuşturulur?

    Bir çocuğun halının üzerinde arabalarının başında küçük bir kaza sürecini canlandırdığınızı hayal edin. Siz olay yerine gelen bir trafik polisi oluyorsunuz çocukta kazayı bizzat yapan şoför. Aralarındaki diyaloğu anlaşılır hale getirmek oldukça önemli. Yoksa kazanın sebebi ortaya çıkmaz ve yaralılar için ambulans çağırma sürecini oynayamazsınız.

    Konuşma çabalarını onaylamalısınız fakat yarım konuşmaları siz tamamlamayın. Bu onun, kelimeleri her zaman yarım bırakmasına sebep olur.

    Kuklalar, hikaye kartları, şarkılar ve tekerlemeler ile çalışmalar zevkli hale gelen çalışmalar en iyisidir. Taklit oyunları oynayarak da sesleri çıkarmaları kolaylaşır. Resimli kartlar, videolar da sesleri pekiştirir. Tüm bunları uygularken yavaş ve net konuşmalıyız. Kısa cümleler kullanmaya özen göstermeliyiz.Taklit ve modelleme yöntemlerini kullanmalıyız.

    Bunun gibi eğitimle ilgili dikkatinizi çekecek farklı yazıları bu sitede bulabilirsiniz.

    konu ile ilgili farklı siteden bir yaz merak ederseniz buraya tılayabilirsiniz.

  • Duygusal Yeme Bozukluğu Nedir: Neyden Kaynaklanır?

    Duygusal Yeme Bozukluğu Nedir: Neyden Kaynaklanır?

    Duygusal yeme bozukluğu, bazen kompulsif yeme bozukluğu olarak da adlandırılır. Bir kişinin sık sık büyük miktarlarda yiyecek tüketmesiyle karakterize edilen bir psikolojik durumdur. Duygusal yeme bozukluğu olan kişiler genellikle stres, üzüntü veya sıkıntılı hissettiklerinde bu tür davranışlar gösterirler. Böylelikle bozulan durumu yiyecekler yardımıyla aşmaya çalışırlar. Bu durum, yemeğin rahatlama ve duygusal tatmini sağlayan bir araç olarak kullanıldığı anlamına gelir.

    Duygusal yeme bozukluğu, kişinin kendini kontrol edememesi ve normalden daha fazla yiyecek tüketmesiyle karakterizedir. Bu durum, genellikle kişinin fiziksel olarak aç olmamasına rağmen aşırı yeme hissiyle son bulur. Duygusal yeme nöbetleri sırasında, kişiler genellikle hızlı şekilde yemek yer ve yiyecek miktarını kontrol etmekte zorlanırlar.

    Duygusal yeme bozukluğu olan kişiler genellikle kilo alımıyla sonuçlanan aşırı yemeye bağlı olarak obezite eğilimindedirler. Bu durum, fiziksel sağlık sorunlarına sebep olur. Ayrıca düşük benlik saygısı, utangaçlık gibi duygusal sorunlara yol açar.

    Duygusal yeme bozukluğu genellikle depresyon, anksiyete ve diğer ruh hali bozukluklarıyla ilişkilidir. Bu durum tedavi edilebilir. Tedavi bir dizi yaklaşımı içerir. Bu da bilişsel davranışçı terapi (BDT),psiko dinamik terapi, destekleyici terapi ve beslenme danışmanlığı gibi yöntemleri kapsar. Tedavi, kişinin duygusal tetikleyicileri tanımasına yardımcı olur. Duygusal dürtülerle başa çıkma becerilerini geliştirir ve sağlıklı yeme alışkanlıklarını teşvik eder.

    Kişiler bazen hayatın akışındaki süreçte mutlu veya mutsuz olabileceği olaylarla karşı karşıya kalmaktadır. Fakat bazılarımızda bu duygu durumuyla birlikte yeme ile ilgili alışkanlıklarıda birtakım değişiklikler olur. Normalden sapmalar da böyle durumlarda görülmektedir. Kişiler duygu durumunun derinliğinde şiddetine ve o anki diğer etmenlere göre yeme davranışlarını kontrol altına alamayabilirler. Bir örnekle açıklayacak olursak; Bir kişinin çok mutsuz olduğu anda kendinde bir şeyler yeme ihtiyacı hissetmesi durumuyla yüz yüze kalması ve bu ihtiyaca karşı koyamamakla birlikte o an bir yeme davranışı gerçekleştirmesi durumudur.

    Duygusal Yeme Bozukluğu ( Bazen Mutluluktan Olur )

    Bu durum her zaman olumsuz duygularla birlikte gerçekleşmez. Bazen olumlu duygularla birlikte de aynı durumu gözlemleyebiliriz. Kontrol altına alınamayan bu durum kişinin fiziksel ve psikolojik sağlığı ile ilgili çok büyük sıkıntılara yol açabilir. Kişinin kontrol edemediği bu durumun temellerinde yatan problemin ne olduğu bulunmalıdır. Veya eksikliğinin ne olduğu tesbit edilmelidir. Bu durumların çözüme kavuşturulması açısından profesyonel, psikolojik bir destek almak çok önemlidir.

    Eğer duygusal yeme bozukluğu gibi durumla karşı karşıya olduğunuzu düşünüyorsanız, bir uzmana başvurmanız önemlidir. Bir psikolog veya psikiyatrist durumunuzu değerlendirebilir. Size uygun bir tedavi seçeneği sunabilir. Bu profesyonel yardım ve destekle duygusal yeme bozukluğuyla başa çıkmanız mümkündür.

    Unutmayın! duygularımız, davranışlarımızı, davranışlarımız ise bizi şekilendirir.

    Psikolog Gülşen Sarı

    Bu konuda psikoloğumuz Gülşen Sarıdan daha fazla bilgi almak için buraya tıklayabilirsiniz.

    https://tekderdim.com/ adresine tıklayarak ilginizi çeken yazılara göz atabilirsiniz.

  • Biyoteknolojide Son Durum

    Biyoteknolojide Son Durum

    Biyoteknolojide son durum nedir? biyoteknoloji ,biyoloji ve teknolojinin kesişim noktasında bulunan bir disiplindir. Biyosistemlerin mühendislik yoluyla kullanılması ile ilgilidir. Ancak biyoteknoloji, sadece canlı organizmaların ve biyolojik sistemlerin kullanımı ile tıbbi, tarımsal ve endüstriyel alanlarda yenilikçi çözümler üretmeyi hedefleyen bir teknoloji alanı değildir. Zirai alanda da kullanır. Heyecan verici ilerlemelerin olduğu biyoteknoloji büyük bir çığır aşamasındadır.

    Bu alanda son yıllarda birçok gelişme yaşanmıştır. İşte biyoteknolojinin geldiği son noktalardan bazıları:

    BİYOTEKNOLOJİ NELER YAPTI? Biyoteknolojide son durum

    Biyoteknolojide son durum incelemesi yapalım.

    1.Genetik düzenleme: CRISPR-Cas9 ve diğer genetik düzenleme teknikleri sayesinde, genlerin düzenlenmesi ve düzeltilmesi mümkün hale gelmiştir. Bu teknoloji, kalıtsal hastalıkların tedavisi ve bitkilerin geliştirilmesi gibi alanlarda büyük potansiyel taşımaktadır.

    CRISPR-Cas9 yöntemi, hücrelerin genetik materyaline müdahele etmek için kullanılan bir araçtır. Bu nedenle CRISPR-Cas9 kullanılabilmesi için hücrelerin belirli bir olgunluğa erişmesi gerekir. Örneğin insan embriyosundaki gen düzenlemesi çalışmaları genellikle embriyonun erken gelişim aşamalarında gerçekleşir. Ancak bu konu ile ilgili yasal ve etik düzenlemeler bulunmaktadır.

    2.Kişiselleştirilmiş Tıp: Genetik testler, biyolojik örneklerin analizi ve diğer teknolojiler sayesinde, tıbbi tedaviler kişisel hale gelmiştir. Bu hastaların daha iyi bir tedavi almasını ve tedavi sonuçlarının iyileştirilmesini sağlar.

    3.Yapay Organlar: Biyoteknoloji sayesinde, insanlar için uygun olan yapay organlar üretmek mümkün hale gelmiştir. Böylelikle bu gelişme organ nakli bekleyen hastalar için önemli bir umut kaynağı olmuştur.

    4.Bitki Islahı: Biyoteknoloji sayesinde bitki verimliliği artar ve hastalıklara karşı daha dayanıklı bitkiler elde eder. Öyleyse bu gelişme dünya çapında açlık sorunlarına çözüm bulmak için önemli bir çalışmadır.

    5.Biyoyakıtlar: Böylelikle biyolojik kaynaklardan elde eldilen biyoyakıtlar üretmek mümkün hale gelmiştir. Bu fosil yakıt kullanımını azaltmak ve çevreye daha az zarar vermek için önemlidir.

    Ama bu örnekler biyoteknolojinin geldiği son noktalardan sadece birkaçıdır. Biyoteknoloji alanında devam eden araştırmalar ve gelişmeler, daha birçok yenilikçi çözüm ortaya çıkmasına neden olacaktır.

    Fakat konu ile ilgili farklı bir sayfadan bilgi almak isterseniz buraya atıklayabilirsiniz.

    Son olarak sayfamızın sağlık kategorisinde ilginizi çekeceğinden emin olduğum bu yazıya ulaşmak için buraya tıklayabilirsiniz.

  • Evde Oturarak Para Kazanma: Evden Para Kazanmanın 6 Sırrı

    Evde Oturarak Para Kazanma: Evden Para Kazanmanın 6 Sırrı

    Evde oturarak para kazanma pek çok insanın hayalidir. Özellikle ev hanımları bu konuda daha isteklidirler. Çünkü evlerinin sorumlulukları bir hayli fazladır. Bu nedenle çocukların bakımı, yemek, temizlik gibi pek çok iş onların elinden geçer. Hem evdeki sorululukları aksatmamak, hem de gelir elde etmek için bu yöntemler tam size göre.

    Evde oturarak para kazanma için pek çok seçenek vardır. Bunlardan bazıları şunlardır:

    Evde Oturarak Para Kazanma İçin Neler yapmak gerekir?

    1. Freelance çalışma: Eğer bir beceriniz varsa, mesela yazı yazmak, grafik tasarım, web geliştirme, video düzenleme gibi freelance olarak çalışabilirsiniz. Freelance platformlarından bazıları şunlardır: Upwork, Freelancer ve Fiverr gibi siteler, işverenler ve serbest çalışanlar arasında işbirliği yapmak için harika yerlerdir. Bunu mutlaka denemelisiniz.
    2. Dijital öğretim: Bir konuda uzmanlığınız varsa, online öğretmen olarak çalışabilirsiniz. Udemy, Coursera ve Skillshare gibi platformlar, dijital öğretmenlere bir çok fırsat sunar. Bu konuda bir sertifika, diploma, referans olması işinizi kolaylaştırır.
    3. Online anketler: Anket sitelerine kaydolarak , evde otururken para kazanabilirsiniz. Bu siteler size anketler gönderir ve her anket için ödeme yaparlar.
    4. Satış: Evde üretebileceğiniz ya da stok halinde bulundurabileceğiniz ürünleri, çevrimiçi satış platformları aracılığıyla satmanız mümkün. Hatta etsy, Amazon, ve eBay gibi siteler, ürünlerinizi çevrimiçi olarak satmak. Bu çok iyi seçenek olacaktır.
    5. İnternetten reklam izleme: Bazı web siteleri, reklam izleme ve anketleri tamamlama gibi görevleri tamamlayarak para kazanmanızı sağlar. Swagnucks ve İnboxDollars gibi siteler, bu tür fırsatlar sunar.
    6. Veya benim gibi evden kendi sitenize yazılar yazmak. Böylelikle bu yazıların okunmasına mukabil reklam üzerinden para getirisi mümkün olur.

    Bu seçeneklerin her biri, evde otururken gelir elde etmek için çok iyi yollardır. İşe yarayıp yaramadığını görmek için size en uygun olan bölümü seçip denemeye hemen başlayın. Sonuçları bize yorumlarda bildirin. Ya da sizin daha iyi bir fikriniz varsa mutlaka yorumlarda bizimle paylaşın.

    Sitemizin kategorilerinde inceleyecek olursanız size bu konularda ışık tutacak pek çok yazı vardır. Merak edenler için buraya linki bırakıyorum. Hatta balkonda dikey tarım adlı yazımız bu konuda size bir fikir verir. Bu yazımız için de buraya tıklayın lütfen. Yorumlarınızı merakla bekliyorum.

  • Kafaya Takmamanın Yolları NEDİR?

    Kafaya Takmamanın Yolları NEDİR?

    Kafaya takmamanın yolları nedir biliyor musunuz? Zihinsel ve duygusal sağlığı koruyarak stresle başa çıkma becerilerini geliştirmek, olumsuz düşünceleri yönetmek, kendine bakmak ve olumlu bir yaşam tarzı sürdürmek gibi çeşitli stratejileri içirir. Hep başkalarına tavsiyeler veririz: Kafaya takmayacaksın diye. Ancak kendimize gelince pek de işe yaramaz bu düşünce. Mum dibine ışık vermez çünkü.

    Peki nasıl olacak? Zorlayacaksınız. İnadına kötü düşünceler her geldiğinde ısrarla nötrleştireceksiniz. Zorlayarak düşüncemizi olumsuzdan olumluya çekeceğiz ve bunu defalarca yapacağız.

    İŞTE KAFAYA TAKMAMANIN YOLLARI:

    • Stresle başa çıkma becerilerini geliştirin. Stresli durumlarla başa çıkma becerilerinizi geliştirmek, zihinsel ve duygusal sağlığınızı korumanıza yardımcı olabilir. Örneğin derin nefes almak, meditasyon, yoga gibi gevşeme tekniklerini kullanabilir, fiziksel aktiviteler yapabilir, zaman yönetimi ve problemleri çözme becerilerimizi elimizden geldiğinin üzerinde çabayla güçlendirebiliriz.
    • Olumsuz düşünceleri yönetin: Kafaya takmamanın önemli bir yolu, olumsuz düşünceleri yönetmektir. Negatif düşünceleri, pozitif ve yapıcı düşüncelerle değiştirerek işe başlayabiliriz. Kendimizi eleştirel düşüncelerden uzaklaştırmalıyız. Kendimizi destekleyen, güdüleyen, motivasyonumuzu tavan yaptıran içsel konuşmalar üretmekle hemen başlayın.
    • Kendinize bakın: Çünkü kendimizi fiziksel, zihinsel ve duygusal olarak iyi hissetmek için kendimize bakmamız en önemlisidir. Sağlıklı bir beslenme düzeni oluşturmalıyız. Yeterli uyku almalı, düzenli egzersiz yapmalı ve sosyal ilişkilerimizi güçlendirmeliyiz. Yani kendimizi şımartmalı, kendimize zaman ayırmalıyız ve kendimize değer verdiğimizi hissetmeliyiz.
    • Sosyal destek alın: Sosyal destek, kafaya takmamaya yardımcı olur. Yakın arkadaşlarınızla ve ailenizle daha fazla zaman geçirin. En önemlisi de duygularınızı paylaşın ve y ardım isteyin. Kendimize başkalarının perspektifinden bakarak durumu daha iyi anlayabiliriz. Buna kendimize bir tepeden bakmak da diyoruz. Nitekim hayalinizde yaşadığımız hayattan çıkarak taaa gökyüzüne yükselmiş ve dünyadaki hayatımıza yukarıdan bakıyormuş gibi bir göz atmak. Böyle yaptığımızda ne kendimizi kadar da kalıplara soktuğumuzu çok daha rahat görebiliyoruz. Bunların farkında oldukça da stresimiz azalır ve kendi hayatımızı yönetmemiz kolaylaşır.
    • Olumlu bir yaşam tarzı sürdürün: Çünkü olumlu bir yaşam tarzını benimsemek kafaya takmamamıza yardımcı olabilir. Pozitif hobiler edinmeliyiz. Kendimize ilgi duyduğumuz konularda zaman ayırmalıyız. Keyif aldığımız aktiviteler yapıp sevdiğimiz insanlarla zaman geçirmeliyiz. İstediğimiz ve özlediğimiz yerlere gitmeliyiz.Böylelikle olumlu bir bakış açısı geliştirmek, stresle başa çıkmada etkili olacaktır.

    ÂNIN TADINI ÇIKARMAK VARKEN

    • Artık şu geçmişi ve geleceği kabullenin: Çünkü geçmişteki hatalara takılmayın. Hele ki o daha gelmemiş olan gelecekteki kaygılara hiç takılmayın. Velhasıl, zaten gelmemişler ve gelip gelmeyeceği de şüpheli. Belki de hiç gelmeyecekler ve siz o çektiğiniz stresle kalacaksınız. İşte bunlara takılmak yerine ânnın tadına bakın. Yani siz gelecekle ilgili planlar yaparken hayat başınıza geçen olaylar haline dönüşmesin. Bunun yerine geçmişteki hatalardan ders çıkararak ileriye bakın ve güzel bir hayatı planlayın.

    Sayfamızın bir çok bölümünden biri olan sağlık bölümü ilginizi çekeceğine eminim. Buraya tıklayarak bir gözatabilirsiniz. Bakın sizin için başka bir sayfada neler buldum. Buraya tıklayın.

  • EYT NASIL VE NEREDEN YAPILIR?

    EYT nasıl ve nereden yapılır? Bu yazımızda EYT de ki yolları size aktaracağım. Ssk, bağ-kur ve emeklilik sandığı ayrımı olmaksızın yaş sınırının kaldırıldığı düzenlemede detaylar nelerdir?

    Yaş sınırı gözetmeksizin herkesi kapsar nitelikte hazırlanan şartlar için kararın önce resmi gazetede çıkması gerekiyor.

    8 eylül 1999tarihinden önce sigorta kaydının olması şartların başında geliyor.

    Öncelikle EYT li miyim değil miyim bunu bileceğiz. Yıl, prim gibi şartları biliyorsunuz. Kadınlarda 5000 prim gün sayısı,erkeklerde 5400 prim gün sayısı, kadınlarda 20 hizmet yılı, erkeklerde 25 hizmet yılını tamamlayanlar EYT’li oluyor.Emekli olmaya hak kazanıyor. Bundan sonrası artık resmi işlere kalıyor. Süreç kısaca evrak, başvuru, sonuç olarak devam ediyor.

    Prim gün sayısı eksik olanlar emekli olmak için diğer iki şartı tamamlamış olarak geriye dönük borçlanma ile emekli olabiliyorlar. Vatandaşlar prim gün sayılarını e-devlet üzerinden kolayca öğrenebiliyor.

    EYT BAŞVURU VE DETAYLAR: Eyt nasıl ve nereden yapılır?

    Özet olarak başvuru için nelerin yapılacağını fazla karıştırmadan yazayım. Emekli olacak kişiler EYT’nin mecliste görüşülmesi ardından 2023 ocak ayı içinde bitecek. Karar resmi gazetede çıktıktan sonra süreç başlayacak.

    EYT NASIL VE NEREDEN YAPILIR?

    Eyt nasıl ve nereden yapılır? Bir kişi sigortalı olarak çalışıyor ise emeklilik başvurusu yapamaz. Öncelikle işten ayrılması gerekir. Sonra tahsis talep formunu e-devletten çıkarıp bunu SGK ya iletmesi gerekirdi eskiden olsaydı. Şimdi artık öyle değil. SGK daki yığılmaları önlemek adına işler biraz daha kolaylaştırılmış. Şöyle oluyor: Eyt li önce sgk binasına gidiyor oradan hazır dilekçelerden doldurup kayıt açtırıyor. Bu kayıt açılması ile özel sektörde çalışan EYT linin iş yerinden çıkış işlemleri balıyor. E-devletten ” sosyal güvenlik kayıt sorgulaması” nı barkotlu olarak çıkartıp bir dilekçeyle iş yerine götürüyor. İş yeri bu evrakı aldıktan sonra iş çıkışını kod 8 ile sağlıyor. Gerekli tazminat işlemlerini ve diğer resmi işleri hallediyor. İşveren bizimle çalışmak istiyor ise çıkışını yapıldığı aynı gün bile bizi tekrar resmi olarak başlatabiliyor.Sosyal Destek Primi ile emekli çalışan olarak devam ettiriyor.

    E-devlet sistemine TC kimlik numarası, şifre ile giriş yapıldıktan sonra kurumlar sekmesinden, Sosyal Güvenlik Kurumu sekmesine tıklayın. Buradan ” gelir, aylık, ödenek, talep belgesi” başlığına ulaşıyoruz. Bu açılan sayfada ” yeni başvuru” sekmesine tıkladıktan sonra ilgili bölüm SSK, BAĞ-KUR gibi emeklilik bize ait olan bölümü dolduruyoruz. Yaşlılık aylığını seçiyoruz. Ve hayırlı olsun diyoruz.

    Farklı bir yazıdan bilgi almak isterseniz buraya tıklayarak göz atın.

    Sayfamızın eğitim bölümünden farklı konularda bilgi almak isterseniz de buraya tıklayın.

    Yorumlara yazarak ilgili konuda katkıda bulunarak veya deneyimlerinizi bizimle paylaşın.

  • Kalıcı Öğrenme Nasıl Olur?: Etkili Taktik ve Yöntemler

    Kalıcı öğrenme nasıl olur? Şöyle hayal edin; Zihnimiz bir su havuzu ve yeni bilgi o havuza düşen nesne. Bu nesne ilk geldiğinde dibe batmaya çok meyilli. Hatta ilk gelir gelmez hemen dibe doğru ilerliyor. Eğer bu bilgi üzerinde kısa bir düşünce ile oyalanırsak suyun yüzeyinde biraz daha oyalanıyor. Sonra yine dibe doğru yönünü belirliyor. Tam dibe vurmadan yarıda hatırlatma yaparsak, zihnimizde o bilgi ile ilgili şeyler düşünürsek anında yüzeye çıkıyor ve bir öncekinden daha fazla süre orada kalıyor.

    Kalıcı Öğrenme Nasıl Olur?

    Kalıcı öğrenme nasıl olur? Yani bilgi ilk olarak zihnimizdeki havuza geldiğinde batmaya meyilliyken, bu bilgiyi kullandıkça yüzeyde tutmamız mümkün oluyor. Bu demek oluyor ki yeni öğrendiğimiz bilgileri ne kadar çok kullanırsak o kadar kalıcı hale geliyor.

    KALICI ÖĞRENME NASIL OLUR?

    Buna benzer kalıcı öğrenme teknikleri var. Örneğin pomodoro tekniği bunlardan biri. Pomodoro tekniğinde 25 dakika çalışma, 5 dk mola ile bir pomodoro oluyor. Böyle 4 tane pomodoro yapılarak uzun bir molaya hak kazanılıyor. Uzun ara ise 15-30 dakika.

    Bu teknik zihnimizdeki hayali yüzen bilgiyi yüzeyde daha fazla tutmayı amaçlıyor. Bir diğer amacı ise onu orada kalıcı hale getirmeyi amaçlıyor. Unut- hatırla, unut-hatırla, ile yeni bilginin yüzeyde veye yüzeye yakın yerlerde bulunması sağlanıyor. Böylelikle ihtiyaç duyduğumuzda onu hemen zihnimize getirmek ve kullanmak kolaylaşıyor.

    En çok kullanılan bilgiler zihnimizde, o hayali havuzda hep yüzeyde veya yüzeye yakın yerlerde dolaşıyor. Hemen kullanıma hazır bekliyorlar. Dibe çöken bilgiler çok önceden öğrendiğimiz ve fazla kullanmadığımız bilgiler oluyor. Bazen hatırlamamız çok zaman alabiliyor.

    Ne kadar sevmesek de öğrenmek zorunda olduğumuz bilgileri kısa tekrar ve mola yaparak kalıcı hale getirebiliriz. İster istemez zihnimizde kalacaktır.

    Öğrenmede çok fazla ilgimizi çeken bir konu olduğunda tekrar yapmadan günlerce yüzeyde kalabilir. Bazen ömür boyu yüzeyde durur. Her zaman ilgi çekici güzel bir şey olmasına gerek yok, bazen travmalar da böyle kalıcı olabilir.

    Şu bir gerçek ki, ilgi alanımıza giren konular için hiçbir çaba sarf etmeden kalıcı öğrenme kendiliğinden gerçekleşir. Kalıcı öğrenme nasıl olur? yazımızla ilgili zihninizde biraz fikir oluşturabildik mi? Sizin fikriniz nedir? Sizce kalıcı öğrenme olması için ne gereklidir? Yorumlarda bizlerle paylaşır mısınız? Sayfamızın eğitim bölümünde ilginizi çeken yazılar keşfedin. Buraya tıklayıp bir göz atabilirsiniz.

  • Evde Okuma Yazma Nasıl Öğretilir?: Anneler Dikkat!

    Evde Okuma Yazma Nasıl Öğretilir?: Anneler Dikkat!

    Okula başlayan çocuğunuza evde okuma yazma nasıl öğretilir? Merak ediyorsanız bu yazımızdan bir fikir sahibi olabilirsiniz. Çocuğunuzun okuldaki öğretmeninden fazla bir şey öğrenemediğini mi düşünüyorsunuz? Ya da yeteri kadar hızlı öğrenemediğinden mi muzdaripsiniz? Hemen kolları sıvayın derim. Çocuğa evde takviye vermenin zamanı gelmiştir. Geciktirmeye gelmez. Bu işe el attığınız andan itibaren farkı kesinlikle göreceksiniz. İleri gidecek. Hızla sınıfın önce ortalarına, sonra ilk yarısına, sonra ilk on kişi içine ve daha yukarısı…Siz çalıştırmaya başlayınca böyle devam edecek.

    evde okuma yazma nasıl öğretilir?

    Evde Okuma Yazma Nasıl Öğretilir?

    Peki nasıl yapacaksınız? Evde okuma yazma nasıl öğretilir? Okullardaki müfredatta alfabenin 29 harfini gruplamışlar. Hangi sıraya göre öğretileceği belirli. Sizin yapmanız gereken bu sıralamaya sadık kalarak ilerlemek. Hatta öğretmenin okulda verdiği seslere paralel olarak götürürseniz daha da iyi olur.

    Müfredata Göre Evde Okuma Yazma Nasıl Öğretilir?

    Bu ses grupları şu şekilde.

    • 1. grup E,L,A,K,İ,N
    • 2. grup O,M,U,T,Ü,Y
    • 3.grup Ö,R,D,S,B
    • 4.grup Z,Ç,G,Ş,C,P
    • 5.grup H,V,Ğ,F,J

    Önemli olan 1. grup sesleri kavratmak. Sonrasını daha kolay öğretiriz. İlk verilen ses genellikle ” e ” sesidir. Sonra yanına ünsüz harflerden ” l” sesi ekleriz. Böylelikle ilk kapalı hece ” el ” dediğimiz heceyi birleştirmeyi çocuk kavramış olur. Kapalı hece derken, hece ünsüz harfle biriyorsa kapalı hecedir. Ünlü harfle biten heceye de açık hece denir. Kapalı hecenin birleştirmesi açık heceye nazaran daha kolaydır.

    Alfabemizde 8 tane ünlü vardır. Bunlar a, ı, o, u, e, i, ö, ü . Tüm hece öğretimi bu 8 harf ile yaparız. Bu harflere diğer ünsüz harflerin eklenmesiyle okuma yazma çalışmalarına geçeriz.

    Yukarıda ki ses gruplarına sadık kalmadan da okuma yazma öğretmek mümkün. Bu öğretimi 8 tane ünlü sese ünsüz seslerin katılması ile bunu kolaylıkla yapabilirsiniz. Fakat dezavantaj okul ile paralel götürmemiş olmaktır.

    Çocuğa göre öğretmenin temelinde de bildiği seslere göre gitmektir. Yani yukarıdaki ses gruplarına sadık kalayım derken bildiklerini tekrarlamanın bir anlamı yok.

    Okuma yazma öğretiminde yazım kurallarına dikkat edilmelidir. Örneğin özel isimler büyük harfle başlamalı veya özel isimlere getirilen ekler kesme işareti ile ayrılmalıdır. Çocuğun bunları bilmediği düşünülüp ileri derslere ertelememek gerekir. Çünkü kuralları önden hissettirmenin bir zararı yoktur. Hatta faydası vardır.

    Okuma ve yazma beraber yürütülmelidir. Okuduğunu hemen yazmalıdır çocuk.

    Anlamsız heceler yazmak yeriene, anlamı olan hecelerden başlanmalıdır. Bu okuma yazmada daha kalıcı öğrenme sağlayacaktır. Örneğin; soyut olan -ta hecesi yerine, at yazdırılabilir. -te yerine et olabilir.

    Bu yukarıda bahsettiğim okuma yazma tekniği ”ses temelli” yaklaşımdır. Bu tekniğin avantajı çocuk okuma yazmaya hızlı geçer. Dezavantajı ise bu teknikte okumada akıcılık kazandırmak daha zordur. Çocuk okurken takılır, heceleyerek ve daha yavaş okur. Hızlı okumak ise zamana ve okuma ile ne kadar alakadar olduğuna bağlıdır.

    Cümle Temelli Okuma Yazma Tekniği

    Ses temelli okuma yazma öğretim tekniğinden farklı olarak ” cümle temelli ” okuma yazma tekniği de vardır. Bu teknikte öğretime seslerden başlamayız. Direkt olarak cümle veririz. Yani tümden gelim yöntemidir. Ezberletilen cümle sırası ile kelimelere, hecelere, seslere bölünerek devam ederiz. Bu teknikte amaç çocuğun önce sesi görmesi değil, bir bütün olarak cümlenin tamamını görmesidir.

    Cümlenin tamamını gören çocuk ileride daha hızlı okuyacaktır. Özellikle sese değil cümlenin tamamına odaklandığı için okuma hızı da yüksek olacaktır. Bu teknik, eskiden kullanılan fiş yöntemi ile benzerdir ve işe yarar. Fişlerde önce kelimeler, sonra heceler kesilerek ayırırız. Yani cümlenin ayrılan kelimeleri ile yeni cümleler oluştururuz. Kesilen hecelerle de yeni kelimeler oluştururuz.

    Eğitim bölümünde göz atmak isteyeceğiniz yazılarımız var. Son olarak merak ederseniz buraya linkini bırakıyorum. Bir göz atabilirsiniz. Ayrıca buraya da tıklayarak değişik teknikleri inceleyebilirsiniz.

  • ÇOCUĞUM MATEMATİKTE ZORLANMAMALI

    ÇOCUĞUM MATEMATİKTE ZORLANMAMALI

    Çocuğum matematikte zorlanmamalı diyorsanız, en erken dönemde matematiğe başlamalısınız. Annelere çok görev düşüyor.

    Bakımı zaten zor olan bebeklik döneminden sonra tam rahat edeceğim derken matematik başlıyor.

    Her ebeveyn çocuğunun matematikte başarılı olmasını ister. Herkes matematikte başarılı olabilir mi? Evet olabilir. Bu tamamen matematiği öğreten kişiye bağlıdır. Bunu neye dayanarak söylüyorum? 26 yıllık öğretmenlik tecrübesine dayanarak tabi ki.

    çocuğum matematikte zorlanmamalı

    Eğitim okulda başlamaz. Eğitim önce evde, anne yanında başlar. Anneler her türlü eğitim ve öğretimin başlangıç noktasıdır. Bir anne matematik öğretmenidir, türkçe öğretmenidir, müzik öğretmenidir, doktordur, psikologdur,diyetisyendir… Kısaca anne her şeydir.

    Ebeveynler öncelikle şunu iyi bilmelidir ki; Belirli davranışların kazanılabilmesi için kritik dönemler vardır. Kritik dönem diyorum , çünkü bu kritik dönem kaçırıldığı taktirde, sonradan bazı davranışların kazanılması neredeyse imkansız oluyor. Kritik dönem her türlü eğitim için geçerlidir. Biz matematik için olana bakacağız.

    Çocuğum matematikte zorlanmamalı diyorsanız işe erken başlamalısınız. Ne kadar erken olursa o kadar kolay olacak. Burada unutulmaması gereken en önemli unsur şudur: ” O bir çocuk!” Oyun oynamak isteyen bir çocuk. Hatta sadece oyun oynamak isteyen bir çocuk. Oyunun, onun hakkı olduğunu aklınızdan çıkarmadan davetsiz bir misafir gibi, oyunlarına sızıp matematiğe kapı aralayın. Eğer eğlenceli değilseniz, oyunla öğretmede yetenekli değilseniz, bu işe hiç başlamayın. Önce işi neşeli hale getirmelisiniz. Peki nasıl? Çocuğunuzu gülümsetebiliyorsanız istikamet doğru demektir, devam edin.

    NE ZAMAN VE NASIL BAŞLAMALIYIM Kİ ÇOCUĞUM MATEMATİKTE ZORLANMAMALI

    Çocuğunuz yürüyor, konuşuyor ve tuvalet eğitimini de almış ise matematiğe başlayabilirsiniz. önce sayıları 10 a kadar öğretmekle başlayın. Önce 1, sonra 2, sonra 3… Buraya kadar bir iki hafta fazlasıyla yeter. Peki nasıl öğretmeli sayıları? Örneğin; bir tane elma ver, iki tane elma ver… şeklinde olabileceği gibi el kuklalarıyla da bunu ilerletebilirsiniz. Kuklaları elinize geçirin ve bir elma ver, iki elma ver şeklinde oyun kurgulayabilirsiniz. Mesela kuklanın biri üç elmayı taşıyamasın diğeri de 4 tane taşıması konusunda ısrarcı olsun. Unutmayın komik olmalısınız. Çocuğu güldüremiyorsanız önceden hazırlayın ve oyunu öyle oynayın.

    Yerdeki kare şeklindeki taşlara 1, 2, 3 yazıp birin üzerine önce kim basacak, şeklinde çalışabilirsiniz. Burada siz de haylaz bir çocuk gibi şımarabilmelisiniz.Yöntemler sonsuzdur. Bu gibi basit uygulamalar çocuğunuzun ilgisini çekmiyorsa, yaratıcılığınızı kullanmalısınız siz daha iyisini bulabilirsiniz. Çünkü çocuğu en iyi tanıyan kişi sizsiniz. Ne seviyor? En çok ilgi alanına giren şeyler neler? Sizden daha iyi kimse bilemez.

    Hiç bir çocuk yoktur ki suyla oynamayı sevmesin. Mutfak lavabosunda yan yana durun ve su ile dolu lavaboya kağıt gemiler koyun. Bir gemi ver dediğinde ona bir gemi verin, iki gemi ver dediğinde de iki gemi vererek devam edin. Her zaman bu kadar basit seviyede kalmayacağız tabi ki. toplama ve çıkarmayı da bu mini lavabo havuzunda öğretebiliriz.Bu yöntemler çoğaltılabilir. parmaklarınızla yürüyen adamlar suya 1,2,3 diyerek atlayabilir mesela. 🙂 Biraz fikir verebildim mi? Basit geliyor size evet, ama matematiği sevmek bu küçük adımlardan geçiyor.

    OKUL ÖNCESİ EĞİTİMDE MATEMATİK

    Evlat artık büyüdü okul öncesi eğitime başlayacak.Evde ne yapabiliriz? Öncesinde, sayıları 100 e kadar öğrenmiş ve tek basamaklı küçük sayılarla basit toplamayı kafadan yapabiliyor kabul ediyoruz. Hatta çıkarma işleminde de neredeyse toplama kadar iyi olduğunu varsayalım. Bu da normal ve olma ihtimali mümkün.

    Okul öncesinde matematiği çocuğun kapasitesi kadar öğretilmesi taraftarıyım. Bunca yıl öğretmenlik hayatımda tecrübelerime dayanarak bunu söyleyebilirim. Eğer çocuk parlak bir zekaya sahip ise mümkün olduğunca ilerlemelisiniz. Burada en nemli husus çocuğun çalışmalarda istekli ve ısrarcı olmasıdır. Yani siz o kadar iyi eğlenceli öğretmelisiniz ki çocuk çalışmayı çok istemeli. Bu tamamen annenin kabiliyetine kalmış.

    Sadece matematik değil, neyi öğretmek istiyorsanız oyunlaştırın. Tuvalet eğitimi, iletişim becerileri, beden eğitimi, müzik, resim, tarih, din, dans…

    Okul öncesinde, üç basamaklı sayılarla toplama çıkarma ve hatta çarpma işlemi yapan çocukları gördüm. Eğitim hayatları boyunca matematikte her zaman en iyi oldular. Bu durum kişisel olarak farklılıklar gösterebilir. Her çocuk üç basamaklı sayıları kullanarak bu işlemleri okul öncesinde öğrenemeyebilir. Verilen örnek uç bir örnekti. Bireysel farklılıklar kesinlikle göz önünde bulundurulmalıdır. Çocuklara gereksiz baskı yapmanın onların eğitim hayatlarını baltalayacağını da unutulmamalısınız. Çocuğum matematikte zorlanmamalı diyorsanız iyi bir tiyatrocu olmalısınız.

    Matematik sevgisi oluşturmak zihinden sayılarla oynamayı gerektirir. Ancak böylelikle onu zevkli hale getirebiliriz. Çocuk zihinden toplama yaparken, sayı ne kadar büyük olursa o kadar korkar. Hele bu sayı 9 olduğunda ona göre en zordur. Zihinden toplamada 9 fobisini yıkmalısınız. Şöyle bir oyun düşünelim;

    MATEMATİK OYUNU

    Anne hep 9 sayısı olacak ve bunu parmakları ile de gösterecek. Ben dokuzum diyecek ve parmaklar da her zaman önünde 9 u gösterecek. Çocuk ise toplanan diğer sayı olacak ve parmakları ile gösterecek. Parmaklar unutulduğunda kesinlikle işleme devam etmeyin. Parmakları gösterme mutlaka olmalı. Şimdi devam edelim.

    Annedeki 9 parmak, çocuktaki parmaklardan birini olarak 10 a tamamlanacak. Bu her zaman böyle olacak. Örneğin 9+3= işleminde anne 9, çocuk 3 oldu. Anne çocuktan bir parmak isteyecek. Çocuğun 3 parmağının birini alacak kendi 9 sayısını 10 yaptığını söyleyecek. Çocuğun 3 parmağının birini kapatacak. Anne kendi bir parmağını açarak 10 yapacak. Sonra tekrarlayacak, sen bana bir parmak verdin ben 10 oldum. Şimdi burada 10 ve 2 var. Bu sayıların toplamı 12 dir. Diyecek. Bunu defalarca tekrarlayacak. Anne her zaman 9 olacak çocuk ise 1 ile 9 arasındaki sayılarından tümü olabilir.10 olan anne, 2 kalan çocukla, sayıları tekrarlayacak.

    Çocuk 4 ise anne ondan 1 parmak alarak 10 ve 3 kaldığını gösterin. Bu işlem çocuk zihinden toplamayı ”anında!” söyleyebilecek seviyeye gelene kadar devam edin.

    Peki bu işlem çocuğa ne kazandıracak? Çocuk sayılarla zihinden toplama yapmayı, anında işlemin sonucunu söylemeyi başaracağı için öz güvenini geliştirecek. Yani zihinsel olarak sayılarla top oynayacak. Onları atıp tutacak.

    Sayının büyük olması onun işlem hızını yavaşlatamayacak, bu da matematiği sevmesine katkıda bulunacak. Basit gibi görünen bu uygulamalar miniklerin matematik hayatlarına büyük fayda sağlayacaktır. Bu basamak çok küçük zannetmeyin ama zirveye giden yol bu minik adımlardan geçecek.

    SONUÇ OLARAK

    Yöntemler çoğaltılabilir. Çocuklara matematik özgüvenini okul öncesi ve ilköğretim 1. sınıfta kazandırmaya çalışmak çok doğru bir davranış olacaktır. Birinci sınıf öğrencisinin tüm enerjisini ve tahammülünü okuma yazmayı sökmeye vereceğini de unutmadan hareket etmek gerekir.

    Okuma yazma son derece karmaşık ve zordur. Eğer çocuk çok zorlanıyorsa ve biraz da yavaş gidiyorsa, okuma yazma çalışması bitene kadar matematik ertelenebilir.

    Matematik öğretimine başlamanın en doğru zamanı, okuma yazma çalışmalarının henüz başlamadığı okul öncesi dönemidir.Sizlerin de çok daha güzel yöntemleri olduğuna eminim.Bunları yorumlarda bizlerle paylaşırsanız katkıda bulunmuş olursunuz.

    Eğitim alannında diğer yazılarımızı da görmek isterseniz lütfen buraya tıklayın. Sjögren sendromu ile ilgili başka sayfalardan bilgi almak isterseniz de buraya tıklayın